Tespihinin boncukları arasından kopkoyu bir masumiyet çöküyor gecenin üzerine . Sismolog izliyor … Sudaki değişimleri , okyanusun tabaındaki kimyasal değişimleri gözlüyor ,seziyor . Sanki mağmayı yerkabuğunun dışına doğru çekiyorlar patlayacak mı … Yoksa içeri mi çeksek patlar ..iç ve dış neresi . Bir kulak çınlaması yada bir burun tıkanıklığı mı yoksa ? Bu nasıl bir simya . Nasıl bir elektromanyetik alan .Nasıl bir Elektramanyetik alan . Gökten demir yağıyor .Yeni bir meteor olsa gerek .
Uyuyup uyanmak istemediğimiz rüyalardaki uyanıklığımız içinde ,zaman nedir bilmediğimiz halde İkindi sonrası çöken ,kışbaharı bir akşamın Şubat çarşambası kadar kısa yaşantımızda, Şubat üstü bir patlama yaşanır . İnsan olmanın tüm "üvey" yankılarına kafa tutan bir patlamanın mevsim sancısıdır . Şubat üstü kimsenin ocağını söndürecek cinsinden değil . Nisan yağmuru kadar kısa sürse de olan biten zamansız olana dört mevsimdir sürüp giden sonsuzluk Öz'ün melodisi . Her yeri alev alır . Bir ayna kırılır , sırları dökülür . İki dirhem bir çekirdek bir fular ,diri diri toprağa gömülmeyi bekleyen nazik boynu bükük ,aşkın bilge cesaretinden bi haber ,kaçak buruşuk abide(ler) ile iliklerine kadar mertçe aşka tutunan ve yerde sürünür gördüğümüz oysa başını eğmeyen tutkulu Kristal gül arasında gidip gelmeler çalkalanır saatlerde . Birebir değil , bire çoğuldur mücadele… Tek e tek değil . Nasıl olsun ki Tek in, Biricik 'in ne olduğundan bi haber olana ."Öz"den olanın O'ndan gelenin oysa ne üvey yankısı olabilir ki . Yerkabuğu üzerine çıkan lavlar soğuyup ta volkanik kayaçlar olsa da patlamaya hayranlık duyuyor insan . Patlamada radyoaktif maddeler sayesinde açığa çıkan enerji avuçlarımı yakıyor . İçime bir sevinç veriyor . Kulaklarımı tıkayıp görmezlikten gelemem ya … Burnuma gelen bu güzel koku tıkanmış burnuma iyi geliyorsa ondan kaçamam ki … Zira bu kayaçları yeniden eritecek olan da O enerji ve o ısı. Belkide bundandır avuçlarımın kaşınması . Para gelecek derler avuçları kaşınınca insanın ,oysa gelen içimizde yaşanan doğal afet ve letafetlerin umitli farkındalığının terlemesidir .Duygularımız değiştiğinde avuçlarımız ,çalışınca alnımız terliyor . Toksinler fersahlarca uzaklaşıyor .
Buruşturduğumuz katlarından açtığımız dalgalar denizi , okyanusu önümüze koyar …. Dalgaların gidişine ve bir de dönüşlerine bakmak gerektiğini hatırlatır sanki… Deniz kabarır , volkan patlar Volkan hapşırır ..Bütün safraları püskürür … Dalgaların çırpındığı ,tabanında patlamaları tetikleyen okyanus aslında bir damla gözyaşı imiş .
Patlar gidişatın sancısına … Sancılı da olsa bu yeni bir doğum demektir . Ben , benden oldum sanır aldanır . Zira Ben den olmayan ne var … "Benim benden başka kimim var ki" diyenlere bir cevaptır kıırlan aynalar . Aşkın bilge cesareti fısıldar . Onlar gittim sanır ben hep buradayım . Kaçarken bizden bir şey esirgediğini sananların yanılgısı olan Dualizm , ikilem var sandılar oysa ben hep tek ve aynı idim. Demir kadar soğuksa ve kararlı bir yapısı varsa mıknatısı kendine çekebilir olmanın farkındalığıdır fısıltının adı . Evrenimn ilk yaratılışındaki patlamalardan bir farkı yoktur .
Gönül kapılarının anahtarsız olduğunu , hatta bir kapısı dahi olmadığını bilenler ise dünya anahtarını tutmaya bile gerkesinmezler bazen ellerinde . Kapı dahi olsa açacak Bir i vardır .Yalnız olmadığımızı hatırlatır . Bunca gürültü neden . Volkanın püskürmeden önceki gürültüsü idi duyulan , buharlar yükselmeye başladı . Sanırım bir buhar banyosu iyi gelecek bana dedi sismologlardan biri ve gül kokulu mendile hapşırdı . O da bekliyordu böyle bir patlama içinde . Gerekli oksijeni çekerek derin bir nefes aldı . Herşey nefeste saklı ama yarın güneş ışığına hapşırmak istiyorum dedi ve aldığı koyu masumiyet enerjisini ciğerlerine tenefüs edip gitti .
H.Çiğdem Yorgancıoğlu
İstanbul,Asya kıtası 2009
Kışbaharı , Şubat başı
Uyuyup uyanmak istemediğimiz rüyalardaki uyanıklığımız içinde ,zaman nedir bilmediğimiz halde İkindi sonrası çöken ,kışbaharı bir akşamın Şubat çarşambası kadar kısa yaşantımızda, Şubat üstü bir patlama yaşanır . İnsan olmanın tüm "üvey" yankılarına kafa tutan bir patlamanın mevsim sancısıdır . Şubat üstü kimsenin ocağını söndürecek cinsinden değil . Nisan yağmuru kadar kısa sürse de olan biten zamansız olana dört mevsimdir sürüp giden sonsuzluk Öz'ün melodisi . Her yeri alev alır . Bir ayna kırılır , sırları dökülür . İki dirhem bir çekirdek bir fular ,diri diri toprağa gömülmeyi bekleyen nazik boynu bükük ,aşkın bilge cesaretinden bi haber ,kaçak buruşuk abide(ler) ile iliklerine kadar mertçe aşka tutunan ve yerde sürünür gördüğümüz oysa başını eğmeyen tutkulu Kristal gül arasında gidip gelmeler çalkalanır saatlerde . Birebir değil , bire çoğuldur mücadele… Tek e tek değil . Nasıl olsun ki Tek in, Biricik 'in ne olduğundan bi haber olana ."Öz"den olanın O'ndan gelenin oysa ne üvey yankısı olabilir ki . Yerkabuğu üzerine çıkan lavlar soğuyup ta volkanik kayaçlar olsa da patlamaya hayranlık duyuyor insan . Patlamada radyoaktif maddeler sayesinde açığa çıkan enerji avuçlarımı yakıyor . İçime bir sevinç veriyor . Kulaklarımı tıkayıp görmezlikten gelemem ya … Burnuma gelen bu güzel koku tıkanmış burnuma iyi geliyorsa ondan kaçamam ki … Zira bu kayaçları yeniden eritecek olan da O enerji ve o ısı. Belkide bundandır avuçlarımın kaşınması . Para gelecek derler avuçları kaşınınca insanın ,oysa gelen içimizde yaşanan doğal afet ve letafetlerin umitli farkındalığının terlemesidir .Duygularımız değiştiğinde avuçlarımız ,çalışınca alnımız terliyor . Toksinler fersahlarca uzaklaşıyor .
Buruşturduğumuz katlarından açtığımız dalgalar denizi , okyanusu önümüze koyar …. Dalgaların gidişine ve bir de dönüşlerine bakmak gerektiğini hatırlatır sanki… Deniz kabarır , volkan patlar Volkan hapşırır ..Bütün safraları püskürür … Dalgaların çırpındığı ,tabanında patlamaları tetikleyen okyanus aslında bir damla gözyaşı imiş .
Patlar gidişatın sancısına … Sancılı da olsa bu yeni bir doğum demektir . Ben , benden oldum sanır aldanır . Zira Ben den olmayan ne var … "Benim benden başka kimim var ki" diyenlere bir cevaptır kıırlan aynalar . Aşkın bilge cesareti fısıldar . Onlar gittim sanır ben hep buradayım . Kaçarken bizden bir şey esirgediğini sananların yanılgısı olan Dualizm , ikilem var sandılar oysa ben hep tek ve aynı idim. Demir kadar soğuksa ve kararlı bir yapısı varsa mıknatısı kendine çekebilir olmanın farkındalığıdır fısıltının adı . Evrenimn ilk yaratılışındaki patlamalardan bir farkı yoktur .
Gönül kapılarının anahtarsız olduğunu , hatta bir kapısı dahi olmadığını bilenler ise dünya anahtarını tutmaya bile gerkesinmezler bazen ellerinde . Kapı dahi olsa açacak Bir i vardır .Yalnız olmadığımızı hatırlatır . Bunca gürültü neden . Volkanın püskürmeden önceki gürültüsü idi duyulan , buharlar yükselmeye başladı . Sanırım bir buhar banyosu iyi gelecek bana dedi sismologlardan biri ve gül kokulu mendile hapşırdı . O da bekliyordu böyle bir patlama içinde . Gerekli oksijeni çekerek derin bir nefes aldı . Herşey nefeste saklı ama yarın güneş ışığına hapşırmak istiyorum dedi ve aldığı koyu masumiyet enerjisini ciğerlerine tenefüs edip gitti .
H.Çiğdem Yorgancıoğlu
İstanbul,Asya kıtası 2009
Kışbaharı , Şubat başı
| < Önceki | Sonraki > |
|---|

