www.firkete.com

Ertelemek

e-Posta
Ertelemek, hep bir bahane bulup... halbuki ne çok hayalimiz vardı... biz hicbir zaman kölesi olmayacaktik akıp giden duzenin. Evet, hayatta zorunluluklar vardı, ama biz kendi kararlarımızın getirdiği zorunlulukları yaşayacaktık; büyük bir zevkle!

Yillarca hepimiz aynı şeyi söyledik durduk, peki şimdi ne oldu da hala yerimizde sayıyoruz hayatta? Risk kelimesini her zaman duyduk, kullandık, ama ne zaman ki bir taş olup takıldı ayağımıza, o zaman onun gerçekte ne olduğunu anladık. Dönüp oturduk masamıza ve tembelleştiğimizin farkına varamadık çalışkan olmaya çalışırken. O kadar kapıldık ki “yarını düşünmeye” bugünü yaşayamadık. O kadar kapıldık ki hayatın akışına, hangi denize akmak istediğimizi hatırlayamadık. Halbuki yıllar asla çalamayacaktı bizi biz yapanları bizden, şimdi ne olduklarını hatırlamakta güçlük çektiğimiz.

Durup düşünmeli en azından birkaç dakika ayırıp... Hayaller kurabilmeli... Elbette çocuksu hayallerimiz de oldu, onlara gülümseyebilmeli mesela, ama kendimizi yaparken düşlediğimiz o özel şeyleri bir hobi olarak bile olsa dahil etmeli hayatımıza... Herkesin bahanesi aynı; zaman, sağlık, para... Ardı arkası gelmez ki bulmaya çalıştıktan sonra. Neden bir başlangıç yapmıyoruz, bahaneler uydurmakla harcayacağımız zamanla? Neden kendi yerimizi bulmaya çalışmıyoruz azıcık kıpırdanarak hayatta?

Eğer bir kapıyı açıp bakmazsan, arkasında ne olduğunu asla bilemezsin. Bir şarkıyı dinlemezsen, onun ne anlattığını anlayamazsin, sadece hos bir mırıltıdır... hayatı başkasının okuyup sana anlattığı bir kitap gibi yaşarsan, okuyanın gönül gözünden olanı görebilirsin ancak.  Halbuki o kitabı kendin okursan, yazandan fazlasını da gorebilirsin... Yazar bir yolu yazar, sen çakıl taşlarının rengini verirsin, o bir hikaye anlatır, sen onun gösterdiklerini görebilirsin, ama o senin gördüklerini bilemez.

İşte hayat da okunması gereken bir kitaptır. Düzen adına kurallar olmak zorunda elbet, bu kurallar dipnotlardır. Hikayenin özeti senin doğup büyümen, yaşlanman ve ölmendir, fakat hikayenin özü sensindir... Eğer bunu farkedersen, o zaman satır aralarını doldurabilirsin, onu anlamlı kılabilirsin. Düşlerini çöpe atma, duvarlarına yapıştır ve unutma, eline geçen her fırsatta hatırla, ulaşmanın yollarını ara. Kendini mutlu et, oturup birilerinin seni mutlu etmesini bekleme!

Önüne çıkan kapıları çal, aç bak kim var arkasında, karşına çıkan insanları dinle, yolda gördüğün çiçekleri kokla. Örneğin metroya binerken, kenarda keman çalıp para toplayan adamın müziği hoş geliyorsa kulağına durup dinle, tadını çıkar müziğin, gerekiyorsa beş dakika geç git işe. Hergün pencerede her geçene saati soran, belli ki arayanı soranı olmayan teyzeye, bugün de o sormadan sen söyle saati, beş dakika da onunla sohbet et. Bir de hayal etmek icin harcadigin on dakikayi eklsersek 20 dakika eder günde. Gününden verebileceğin-ki vermek denemez buna- bu 20 dakika, sana huzurlu bir müzik, o müzisyenin yüzündeki gülümseme, kimsesiz birine verdiğin mutlulukla edindiğin iç huzuru, belki sana kimsenin daha önce vermediği bir tavsiye, hayatta durmak istediğin ve varmak istediğin yeri bulmak için şans ve daha pek çok şey getirecek.

Dilerim ki hepiniz elinizde tuttuğunuz o kitabın değerini bilir ve içinde başka hiçkmsenin keşfedemediği şeyler keşfedebilirsiniz. Bence daha fazla ertelemeyin, hemen şimdi açıp başlayın okumaya ve yoldaki çakıl taşlarının rengini seçin bugün...
 
Reklam