Sabah bir türlü gelmez.
O uzun gecelerde zihnimde büyük Fuzuli’nin insanın yüreğine çeki taşı gibi oturan muazzam dizelerini tekrarlayıp durdum:
“Şeb-i yeldâyı müneccim ü muvakkit ne bilir
Müptela-yı gamma sor kim geceler kaç saat”
Kelimeleri bir kuyumcu gibi işleyen büyük şair “En uzun geceyi müneccimler, vakit hesaplayanlar bilmez - Derde düşmüşe sor ki geceler kaç saat” diyor.
Böyle bir gecenin sonunda sabaha karşı dalmışım. Bir uyandım ki Türkan Saylan’ı kaybetmişiz.
İçim yandı.
Ama hemen arkasından şöyle düşündüm: Herkes ölüyor. Kimi hiçbir yankı uyandırmadan geçip gidiyor, kimi hayırla yâd ediliyor, kiminin de arkasından suçları günahları hatırlanıyor. Ne mutlu Türkan Saylan’a ki yaşamıyla olduğu kadar ölümüyle de ülkesine, halkına büyük bir ders verdi. Onurlu insanın, “insan kalma” nın, erdemin, özverinin bayrağını yükseltti. Dayanışmayı unutmaya başlayan bu topluma “diğerkâm” olmak gerektiğini hatırlattı.
Bunları düşünürken içimde bazı dizeler kıpırdanmaya başladı. Başucumdaki kâğıdı çektim ve onun için bir şiir yazdım. Bu şiir ertesi gün gazetemizin birinci sayfasında yer aldı. Ama bazı arkadaşlar şiiri sadece ekranda okunurken duymuşlar ya da internette önce bulup sonra kaybetmişler.
Bu yüzden şiiri tekrar yayınlamamı isteyen mesajlar alıyorum.
Ve saygıyla tekrar yayınlıyorum.
TÜRKAN SAYLAN ŞİİRİ
Doğu’da bir köy gördüm
dağların arasında,
öyle mahzun, çaresiz,
kalakalmış.
Çıplak kavakları bile
hüzünlü kalemler gibi
kara saplanmış.
Köyün ortasında bir okul
Ve tezek sobasıyla ısınmaya
çalışan çocuklar.
Bir bıcırık kız,
Yanında bir karamuk oğlan.
Buz gibi elleri
ama gözleri ahu,
gözleri ceylan.
Adın ne dedim kıza
Dedi: Benim adım Türkan.
Oğlan ekledi: Benimki de Saylan.
Dedim;
Dayan yüreğim dayan.
Madem ki bu çocuklar Türkan
Madem ki bu çocuklar Saylan
Gelecek onlarındır,
gerisi yalan.
Değişir bu düzen
Döner bu devran.
| < Önceki | Sonraki > |
|---|

