www.firkete.com

Lezzet ustası

e-Posta
Derginin kapağında iri yarı genç bir adam var. Yemek ustası Mehmet Gürs kocaman bir balığa sarılıp poz vermiş. Mehmet, Tepebaşı’ndaki Mikla lokantasıyla dünya çapında ün yapmış bir şef.

Daha geçenlerde bu lokantanın barı, İsveç gazetesi Aftonbladet’in düzenlediği “Dünyanın En İyi 10 Barı” listesinde birinciliği kimseye kaptırmadı.

Mehmet Gürs derginin kapağında balığıyla bana bakıyor.

Yeterince ilginç bir görüntü ama benim aklıma daha da ilginç bir şey geliyor.

“Bu genç adam bir yerden başıma düşse ne olur?” diye soruyorum kendi kendime. “Herhalde sağ kalmam.”

Sorum sizi şaşırtmasın. Mehmet Gürs, daha doğrusu bizim aramızdaki adıyla Memo gerçekten de benim başıma düştü.

Ama Allahtan henüz altı yaşında el kadar bir çocuktu da bir yerime bir şey olmadı. Sadece gözlüğüm kırıldı.

Memo’nun babası Dinç, annesi Bambi, kız kardeşi Leyla, Ülker, Aylin ve ben kırmızı bir minibüsle Finlandiya’ya gitmiştik. O sıralarda hepimiz Stockholm’de oturuyorduk.

Bir süre sonra Fatma ve Şahin’le buluşup, Bambilerin adası Hittis’te tatil yapacaktık.

Bir ara mola verdik. Meğer o arada Memo minibüsün tepesine tırmanmış. Oradan pat diye tepeme düşmesin mi? Neyse ki olayı bir gözlük kırığıyla atlattık.

***


Memo Amerika’da okudu, çalıştı ve dünya çapında bir şef oldu. Batı tarzı yemeklerin âlâsını biliyor ama şu sıralardaki merakı, tutkusu bu toprağın lezzetlerini ortaya çıkarmak.

Bu nedenle Anadolu’ya uzmanlar yollamış, Ege’yi köy köy gezip yerel lezzetleri, malzemeleri, yemek usullerini inceliyorlar. Daha sonra diğer bölgelere de sıra gelecek.

Böylece Memo ithal malzemelerden yapılan, yabancı isimlerle “imaj” satmaya çalışan yemek saltanatına son verecek bir girişime başlamış oluyor. Çok da iyi yapıyor.

Çünkü “Müslüman mahallesinde salyangoz satılmaz.”

Her toprak, kendi değerleriyle, kendi kökleriyle değerlidir. Bunları çağdaş biçimlerde sunmak, dünyaya kabul ettirmek ise gerçek bir yaratıcılık ve kültür meselesi.

Memo zaten Avrupalı bir anneden doğduğu ve orada yetiştiği için Batı’ya karşı hiçbir kompleks duymuyor.

Dünyanın en önemli mutfak kültürlerinden birisine sahip olan Türkiye’nin özgün lezzetlerine yöneliyor.

***


Sizi bilmem ama ben her yerde Türk yemeği ararım. Hiçbir mutfağı bizimkinden daha üstün tutmam. Dünya mutfakları içinde de -belki bize benzediği için- Uzak Doğu mutfağına yakınlık duyarım. Çorbalarımızı, sebze yemeklerimizi hiçbir şeye değişmem. Bu yüzden Mehmet Gürs’ün yerel lezzet girişimini alkışlıyorum. Kutluyorum ve ona diyorum ki:

“Sen bu önemli işi başar, Türk mutfağını dünyaya tanıt, kafama bir daha düşmene bile razı olurum Memo.”
 
Reklam