Daha sonra her yaptığı albümü dinledim, şarkılarının çoğu içimde yer etti.
1999’da “San Remo En İyi Şarkı Yazarı” ödülünü Leonard Cohen’den sonra almak beni onurlandırmıştı.
Buna rağmen İstanbul’daki konserine gitmeyi düşünmüyordum. Çünkü bir akşam sonra aynı mekânda kendi konserime çıkacaktım ve hazırlanmam gerekiyordu.
Tam bu sırada BKM’den Zeynep Hanım beni aradı. “Bakın size çok sevdiğiniz bir arkadaşınızı veriyorum” dedi.
“Kim acaba?” diye düşünürken bir de baktım ki bizim Javier Mas. Barcelona’da Palace Del Rei meydanında beş gece üst üste konser verdiğimiz; İstanbul’da, Mallorca’da bana eşlik eden, İspanya’da yayınlanan şarkılarımın düzenlemesini yapan sevgili dostum Javier.
“Hola Zülfü!” diye bağırıyor.
“Hola Javier!” dedim “İstanbul’da ne arıyorsun?”
“Dünya turnesinde Leonard Cohen’le çalıyorum” dedi. “Provalara gelir misin, görüşelim. Bay Cohen’e ve orkestraya da seni çok anlattım. Lütfen gel.”
“Peki!” dedim. Provalara gittim, o harika orkestrayı ve büyük Leonard Cohen’i çalışırken izledim. Sonra odasında Leonard Cohen’le sohbet ettik, fotoğraf çektirdik, ona Amerika’da yayınlanan kitaplarımı hediye ettim.
O kadar kibar ve bilge bir kişi ki biraz sonra konsere çıkacak olmasına rağmen bana bir içki ikram etmeye çalıştı.
Ben de “Yarın konserim var. Saat 12’den sonra bu oda bana ait olacak. O zaman ben size ikram edeyim” dedim.
Gülüştük.
Sonra konserin ilk yarısını izledim.
O büyük Leonard Cohen, kendisine çok yakıştırdığı fötr şapkasıyla sahneye çıktı, bizim Javier’in önünde diz çöktü ve “Dance to the End of Love” parçasını ona bakarak söyledi.
Ama haklı.
Çünkü Javier Mas lavtasıyla, mandoliniyle, gitarıyla gruba müthiş bir Akdeniz çeşnisi katıyor ve bence dünya turnesindeki en önemli müzisyen.
Turne bu yıl sonunda bitiyormuş. Javier Mas gelecek yıl İstanbul’a gelip bir şeyler yapmak istiyor. Yemek sırasında hemen projelere gömüldük.
Onunla bir kez daha gurur duydum, iftihar ettim.
İşte böyle; müzikte bu kadar uzun yıllar geçirince, nereden ne çıkacağını bilemiyorsunuz.
| < Önceki | Sonraki > |
|---|

