"Kayık tabak!"
Ne demek istediğini anlamanız için beni yakından tanımanız lazım.
Ama önce "kayık tabak"ta anlaşalım.
Ne olduğunu bilmeyen yoktur gerçi ama, adı üstünde kayık şeklinde, tabak olabilecek her türlü malzemeden mamul, her evde bulunan, içine zeytinyağlı yemekler, salata, börek, patates kızartması, meyve falan konulan, sofranın orta yerine oturtulan bir tabak çeşidi.
Bu tabaklardan gerekli sayıda bizim evde de var. Fakat bu, benim, yeni bir tane daha almayacağım anlamına gelmiyor.
Aldım nitekim.
Çünkü ortada aşk var!
Hep söylerlerdi... "Bir çiçeğe, bir tabloya da aşık olunur" diye.
Fakat bu tip söylemler "aşk böceği" olunduğu yıllarda insana "geyik" olarak görünüyor.
Ama değilmiş.
Kısacası, en son bir kayık tabağa aşık oldum!
Bildiğiniz porselen tabak.
Bilmediğinizse büyüklüğü.
Tabağın büyüğü nasıl anlatılır... "Battal boy", "XL"... Şöyle söyleyeyim en iyisi, bire bir kayık büyüklüğünde!
Yemin ederim!
İki kişi kaldırabiliyor yerinden ancak.
Düşünün, zeytinyağlı taze fasulyeyi sedyedeki hasta misali getirip koyuyorsunuz masaya!
Fakat bir mesele var. O kadar fasulyeyi nereden temin edeceksiniz?
Tarla kapatmak lazım.
Makul miktarda fasulye koymaya kalksanız bu defa da tabak balkonda kalmış da içine kuş pislemiş gibi duracak.
Gerçi şimdi tabağı doldurmak moda değil!
Biliyorsunuz, büyük boy sini çapındaki tabağın ortasına iki roka çatıp, kenarına da iki çeri domates koyup getiriyorlar önünüze.
Hesap 100 TL!
Siz "Ne yedim?" diye düşünüyorsunuz tabii ama onun çoğu tabak parası. Biliyor musunuz ne malzeme var onda?
Normalölçülerde, çorba kasesinden tatlı tabağına 12 kişilik takım çıkar!
Gelelim yine benim kayık tabağa... Hakikaten merak ediyorum, ne düşünerek bu kadar büyük tuttuklarını.
Belki de tabağı döken ustanın o sırada cep telefonu çaldı, usta konuşmaya daldı, tabak irade dışı büyüdü gitti!
"Peki sen nesine aşık oldun bu ne idüğü belirsiz tabağın?" diyeceksiniz.
İşte tam bu dediğiniz şeyine.
Ne idüğü belirsiz oluşuna yani.
Aşk biraz da merak etmek değil midir?
Ne işe yaradığını anlayana kadar aşkım sürecek!
Kardeşimin ne demek istediğine gelince...
Son aşk en büyük aşktır ya... Yaşarken öyle zanneder insan daha doğrusu; sonra, hepsinin üstünden zaman geçince anlaşılır hangisinin büyük olduğu, o ayrı konu.
Kardeşim biliyor şimdi en kıymetlimin bir süre bu kayık tabak olacağını.
İçeriden gelen her sese "Kayık tabak mı!" diye fırlayacağımı...
Gittiğim her yerden telefon açıp soracağımı... "Kırıldı mı yoksa!"
Yardımcı kızcağız "Ben bu tabağın sorumluluğunu alamam" demiş kardeşime.
Haklı. İlk yıkamada kırılmaması -ki bir tek banyo küvetine sığıyor-mucize.
Aynı mucizenin iki kere üst üste gerçekleştiği ise görülmüş şey değil.
Bakın ben size olacakları söyleyeyim.
Kardeşim önce mantıklı mantıklı "Bak havat veterince zor, böyle ucubelerle daha da zorlaştırma, bu son olsun" deyip "pat" bırakıverecek yeere.
Sonra...
Sonrası, huylu huyundan vazgeçmeyecek!
Hem gayet "pratik çözümlerle" yapıyorum bunu.
Gidiyorum çarşıya, bir şey alıp getiriyorum ever. Yetiyor.
MIŞ/MUŞ
* Orhan Pamuk sırılsıklam aşık olmuş.
Demek nur toğu gibi bir roman yolda!
* Deniz Seki cezaevinde namaza başlamış
İki şıktan biri zaten; ya mümin olunur orada ya yaza!
| < Önceki | Sonraki > |
|---|

