Ne yaptın sen!
İki arada bir derede bıraktın hepimizi!
Şimdi hiç tınmasak "Kıskandı" derler...
"İyi yapmışsın, pek de güzel çıkmışsın" desek, "Yağcı" derler...
"Olmamış" desek, Ertuğrul Özkök dikilir karşımıza...
Fakat tınmamak mümkün değil tabii. Her gün bir kadın gazeteci soyunup poz vermiyor bu topraklarda. Hatta giyinik poz veren de yok.
Haliyle siyaset yazanlar bile köşelerinde senden söz ettiler.
Bana bak, yoksa Genelkurmay mı verdi sana bu fikri!
Eğer öyleyse hakikaten şu ünlü belge meselesi bile gölgede kaldı.
Fakat herkes yazdı da ne oldu?
Kimin gerçekten ne düşündüğünü anlayabildik mi?
Herkes "siyasi" çünkü.
Köşe yazarlarının zaten genellikle üç tane fikri oluyor.
Köşelerinde ifade ettikleri... Kulislerde konuştukları... Bir de akıllarından geçen, bir kendilerinin bildiği, bizimse tahmin ettiğimiz.
Fakat ben, zamanında benzer fotoğraflardan 32 bin adet çektirmiş, 30 yıl beline kadar yırtmaçlı tuvaletlerle sahnelerde boy göstermiş; bu işin günahından da sevabından da nasibini almış hemcinsin olarak gerçeği, yalnız gerçeği söyleyeceğime yemin ederim!
Ayşe'cim,
Ben seni zaten daima çok seksi bulmuşumdur. Siyah dümdüz bir elbiseyle de, beyaz bir tişörtle de.
Bir erkeğin, başka bir erkeğin seksi olup olmadığı konusunda hiçbir fikri yoktur ama biz kadınlar birbirimizi "o gözle" de inceleriz, bilirsin.
Dediğim gibi, sen giyinikken de çok seksi bir kadınsın. Onun için fotoğrafları görünce, "Vav! Ayşe'nin içinden başka kadın çıkmış" falan diyemedim.
Şaşırmadım da.
Nihayetinde kendi çizginde bir adım atmıştın.
Ama bak Ferai Tınç çektirseydi o fotoğrafları, şaşkınlıktan küçük dilimi yutabilirdim.
Ne düşündüm peki?
Çıplaklığın seni bozmadığını.
Öyle bıçak sırtı bir şeydir ki bu...
Bir hatalı ışık, bir gereksiz aksesuvar, bir yanlış duruş, bir özensiz göz, her şeyi mahvedebilir.
En önemlisi de kişilik tabii. Belki aynı pozlar bir başkasıyla aynı kalitede görünmeyebilirdi gözümüze.
Gelelim, "Bu fotoğraflar bir gazeteci için uygun mudur?" tartışmasına.
Gerekçelerini hep "kadın" kimliğinle sıralayınca tartışma aldı başını gitti haliyle. Yani "kadın" olarak kapattığın ağızları, "gazeteci" olarak açık bıraktın. Şimdi iznini almadan senin yerine ben tartışmaya nokta koymak istiyorum.
Arkadaşlar!
Benim bildiğim Ayşe Arman, o fotoğrafların mesleğine ne gibi getirileri götürüleri olacağını işi bilen en az on kişiyle konuşmuş, tartışmış, ondan sonra bu işe kalkışmıştır.
Ayşe, televizyonlardan en çok program teklifi alan gazetecidir. Binde bir başarısız olma ihtimalini göz önünde bulundurup hepsini elinin tersiyle iter. Sanıldığının aksine çok da cesur değildir, her konuda kılı kırk yarar.
Yani o fotoğrafların bir gazeteciye uygun olduğuna bir "kurmay heyeti"yle karar vermiştir Ayşe.
Ve sokaktan toplama değildir o "kurmay heyeti".
Sizin bu işleri onlardan daha iyi bilecek haliniz yoktur.
Daha iyi bilseydiniz, 20 yıldır Türkiye'nin en büyük gazetesini siz yönetiyor olurdunuz.
Diyeceğim, Ayşe adına dertlenip durmayın.
MIŞ/MUŞ
■ İstanbul-İzmir 3.5 saate iniyormuş.
Tekâmülü iki kanatla tamamlayacağız zahir!
*
■ Che'nin torunu vejetaryen devrim için soyunmuş.
Bu da "devrim"in tekâmülü!
| < Önceki | Sonraki > |
|---|

