www.firkete.com

Sistem

e-Posta
ECE Temelkuran, mutlaka okunması gereken, "Sistem Seni İstemiyor" başlıklı bir yazı yazdı (Milliyet, 26 Haziran).
Yazının içinden bir cümleyle özetlersek, "Artık bu sistem ülkesini düşünenleri, ama AKP'liler gibi düşünmeyen insanları kusuyor" diyor Temelkuran kısaca.
Sistem...
Türkiye bir "sistemler ülkesi" bana sorarsanız.
Sistem bir değil, bin.
Her biri başka birilerini kusuyor.
Kimileri hele... Bütün sistemler tarafından kusuluyor.
Tek sisteme razıyım ben.
Karşısında durur ve savaşırsın. Ama aynı anda kaç cephede birden savaşabilir ki insan?
En zor durumda olanlar gazeteciler. Ne tarafa baksalar başka bir sistem zorluyor. En büyüğü de kendi içlerinde.
"Maskara"ya döndü çoğu.
Ana-babasının, misafirlere, maharetlerini sıralamasını istediği çocuk misali her biri.
"Tamam, doğruları yazıyorsun ama bir de takla at bakalım okura!"
"Evet, araştırmacısın, kalemin de kuvvetli; hadi şimdi bir de pipini göster!"
Ya da...
"Boşver aklı fikri, bir küfür et amcalara, teyzelere!"
Yoksa...
Yoksa "sistem" kusar seni.
Ağzınla kuş tutsan olmaz.
Genel yayın müdürleri, okurun artık ağzıyla kuş tutanları umursamadığı kanaatinde.
"Kuş"undan haberler vermen daha iyi.
Aksi halde bir bakmışsın, "sistem" kusmuş seni!
*
Haşmet Babaoğlu en sevdiğim köşe yazarlarındandır.
Yaz ikindilerini yazıyordu geçenlerde. Şiir gibi anlatımıyla.
Ama satır arasında konusundan ötürü özür diler gibiydi.
Çünkü köşe yazarlarından beklenmeyen birşey yapıyordu; kalbine dokunuyordu okurun.
O sırada başka köşelerde hırslar, düşmanlıklar bilenirken...
Okur başka başka sistemlerin temsilcileri tarafından ya canavarlaştırılır, ya aptallaştırılır, ya oburlaştırılırken...
Haşmet Babaoğlu okura "insan" muamelesi yapıyordu.
İnsanın gülümsemeye, hüzünlenmeye, düşünmeye, hatırlamaya ihtiyacı olduğunu biliyordu.
Sistem...
Belki de son yıllarda en nefret ettiğim kelime bu.
İyisi olmazmış gibi geliyor.

Niğde'nin patatesi

SEYAHAT dergilerini çok seviyorum.
İçim açılıyor... Almış başını gitmiş gibi oluyorum.
Kimi zaman sanatçılar, gazeteciler de gezip gördükleri yerleri anlatıyorlar.
Tempo Travelda Mehmet Y. Yılmaz St. Petersburg'u anlatmış meselâ.
Ne diyor bakın...
"Duru tenli, iri mavi-yeşil gözlü, sarışın, çeneleri gururla havaya kalkmış asil havalı, güzel kadınların kırlangıç yuvası."
Ne güzel!
Bugüne kadar okuduğum benzer yazıları düşünüyorum, hatırlamaya çalışıyorum...
Hiçbir ülkenin, hiçbir şehrin erkeği hakkında en ufak bir bilgi yok hafızamda.
Kendi izlenimlerim dışında.
Kimse erkeği yazmıyor.
Hadi erkekler yazmıyor, kadınlar da yazmıyor. Yeryüzünde hiçbir ırkın anlatılası erkeği yok mudur?
Belki de şehirlerin de bir cinsiyeti var ve hepsi
kadın!
Yahut kadın dediğin "Niğde'nin patatesi", "Çengelköy'ün salatalığı" gibi bir şey!
Nedir sahi?
Hayır, kadın olarak sevineyim mi, üzüleyim mi, onu bilmek istiyorum.


MIŞ/MUŞ

■ Deniz Berdan, Eda Taşpınar'ın şezlongunda güneşleniyormuş.
Komşu komşunun külüne, ikoncan ikoncanın şezlonguna muhtaç!
*
■ Bir kadının kendini en iyi hissettiği yaş 28'miş.
Bir de karar kıldığı yaş var; 39!
*
■ Jackie Kennedy'nin kayınbiraderiyle yattığı, Marlon Brando'yu da ayarttığı iddia edilmiş.
Bütün faili meçhul sevişmeleri yıkacaklar kadıncağıza!
 
Reklam