www.firkete.com

Tarihi kahvehaneler tarih oluyor

e-Posta
BİLİYOR musunuz “sigara yasağı” ne yaptı...
Bir “kültür”ü yok etti.
Kahvehaneler bir bir kapanıyor.
“Duruyor muydu onlar?” diyeceksiniz.
Evet, azalmışlardı...
Kimi, zamana ayak uydurmuş kafeleşmiş...
Kimi, “modern zaman mekânları” arasında sıkışıp kalmış, sonunda çekip gitmiş...
Kimi “turizm beldesi”ne dönüşen kasabasına koşup gelenlerin tekliflerine direnememiş...
Kimi vefasız insanoğlu yüzünden bir evi çeviremez hale gelmiş, kapanıp gitmişti.
Ama bir kısmı hâlâ duruyordu, yaşıyordu, direniyordu.
Sigara yasağı onları da vurdu.
Hâlâ bir yerlerde ihtiyarların bastonlarına dayanarak gelip toplaştıkları...
Gidecek başka yeri olmayan emeklilerin gazetelerini okudukları...
Yakında bir taksi durağı varsa eğer, ki genellikle vardır, şoförlerin iki “iş” arasında uğrayıp bi çay içtikleri...
Memleketin kurtarıldığı...
Transferlerin yapıldığı, takımların kurulduğu...
Tavlanın gülüşmeler eşliğinde karşıdakinin kolunun altına sıkıştırıldığı...
Şakalaşmaların, laf atmaların, türlü sohbetlerin gırla gittiği mahalle kahvehaneleri tarih oluyor.

Sigarasız olmaz mı?
Olmaz!
Sigara o kültürün bir parçasıdır.
Kahveye giden yüz kişinin ancak üç kişisi sigara içmez, o üç kişi de kahveyi kurtarmaz.
Onun için işte ta Osmanlı’dan kalma bir kültür yok oluyor.
“Biz yalıları ateşe veren, tarihi kalıntıların üstüne bina diken milletiz; kahvehaneler de kapanıversin!” di mi?
İyi de oralar aynı zamanda bir kesimin “sosyal hayata katıldığı tek yer”di, bunun hiç mi önemi yok?
Öğrenmeyle “hiç işi olmayan” adamın kulağına iki kelime çalınıyordu hiç olmazsa.
Evine, hatta eline gazete almayan adam göz ucuyla iki haber yakalıyordu.
Evdeki kadına bile faydası vardı kahvehanelerin. Küfrü orada bırakıp geliyordu belki kocası.

Hem şimdi ne olacak biliyor musunuz, o müdavimlerin çoğu sigarasını evinde, çoluk çocuğunun yanında içecek.
Amacın aksine, çoluk çocuğun dumandan en çok nasibini alacağı döneme girdik belki de.
Öyle ya... Orada içme, burada içme, ne yapacak adam?
Kolay iş değildir bir tiryakinin sigarayı bırakıvermesi.
Son sigarayı kapının önünde söndürüp evine giriyorken, ilk sigarasını evin kapısında yakacak artık.

Bilmiyorum neler yapılabilirdi.
Seçim kahveciye bırakılıp “sigara içilen”, “sigara içilmeyen” kahvehaneler oluşturulabilirdi belki.
Bilmiyorum.
Bildiğim...
Demlikler bir bir iniyor ocakların üstünden...
Ocakçı omzundaki bezi atmış bir kenara...
Sandalyeler üst üste dizilmiş.
Kahveci duvardaki büyük aynanın kenarına sıkıştırdığı fotoğrafları topluyor...
Son birkaç müdavim şaşkın, üzgün...
Evet “üç kişi” “dumansız” şimdi ama yüzlerce kişi işsiz, yüzlerce kişi yersiz, yurtsuz.

Devrim değil darbe

NE zaman gazeteler logolarının üzerinden memlekette "iyi bir şey" olduğunu duyursalar, "Bu bir devrim" falan deseler, "Eyvah!" derim ben, "Başımız belada".
AB konusunda da aynısı olmuştu.
Gazetelerin "Tarihi gün", "Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak" gibi coşkulu başlıklarla çıktığı gün anlamıştım aslında "kötü bir şey" olduğunu.
Nitekim AB'ye girmemize daha 50 yıl olduğunu, hatta belki hiç giremeyeceğimizi sonradan öğrendik.
Bizimkilerin sevindiği gün "Bizi de alın" diye dilekçe verdiğimiz günmüş meğer.
Şimdi bütün Türkiye 3G'ye seviniyor.
Neymiş... Telefonda konuştuğumuz kişiyi görebilecekmişiz.
Ben buna "devrim" değil "darbe" derim!
"Özgürlüğümüze vurulmuş darbe."
Bakın, bu cep telefonu denen meret yüzünden, telefonunuz kapalı bile olsa bazı kulakların bulunduğunuz ortamı dinlemesi mümkün müydü?
Mümkündü.
Peki şimdi ne olacak?
Hepimiz Damacana Nuri'nin düştüğü duruma düşeceğiz.
Budur3G!

MIŞ/MUŞ
■ Halis Toprak "Metres mi tutsaydım" demiş.
E, 71 yaşında, konuyu anlamamış olması normaldir! ★
■ "Yuvarlak hatlı kadın modası" geri dönmüş.
Doktorların elinde silikon fazlası var zahir!
 
Reklam