www.firkete.com

Deniz yok, deniz tuzu var

e-Posta
Ömrümde ilk defa, ağustos ayının ortası itibariyle, henüz denize ayağımı sokmamış vaziyetteyim! Bir yanım, eğlenmeli gülmeli bir projede (E, hadi söyleyeyim, zaten yakında detaylı haberlerini duyacağınız şarkılı danslı, neşeli ve parlak bir sinema filminde) senaryodan menaryodan sorumlu olmadan sadece oyunculuk yapmanın keyfini çıkarırken, öbür yanım, deniz gözlüğüyle kafamı tuzlu suya sokup balıklara bakmanın (belki onlar da o esnada bana bakıyor, bilmiyorum) hasretiyle yanıyor ve tutuşuyor. Özellikle de setin ışıklardan iyice ısındığı öğlen saatlerinde. Havuzla mavuzla da olmuyormuş ha. İnsan illa tuzlu su arıyormuş. Ve 'denizin buz gibi soğuk sularından çıkıp gelip' kuma yayıldığınızda hissedilen derin huzur ve saadeti. Bizim setteki popüler muhabbetlerden biri de tam bu konuyla ilgili. Anlaşıldığı kadarıyla, bizim her gün yediğimiz sofra tuzu, tuz muz değilmiş. Rafine edilirken içindeki 80 küsur mineral yok olup gidiyormuş ve bu tuz, doktorların 'zehir' diye diye yasakladıkları kadar varmış. Ancaak saf deniz tuzunun, rafine edilmemiş kaya tuzunun, ne bileyim Himalaya tuzu gibi kristal tuzun filan, ister ye, ister suya kat iç, ister içinde yüz, hatta kristal şeklinde bilgisayarının yanına koy, faideleri saymakla bitmezmiş. Bir sürü illet, biz yıllardır rafine tuz kullanıyoruz diye gelip bünyeye yerleşiyormuş, oysa öz-hakiki ve doğal tuz, içindeki minerali şusu busuyla gayet mühim, yararlı, hatta hayatiymiş. Ve hatta, yüksek tansiyonu olanların bu doğal tuzları bir süre kullandıktan sonra tansiyonları normalleşiyormuş filan. Gribi defterden silenleri, cildi düzelenleri, enerji patlaması yaşayanları filan anlatmıyorum, zira ben zaten anlatanların yalancısıyım. Ama gündeme aldım tabii: - Çekimler bitince doğal tuza geçilecek, tuz kristalleri evin elektronik eşyaları çevresine özenle yerleştirilecek, yemeklere 'harbi tuz' serpilecek! Böylece denizin içinde yüzünce, hatta suyunu yanlışlıkla yutunca dahi erişilen derin huzur, saadet ve arınma hissini 12 ay elde etme hedeflenecek. Bu proje muvaffak olmazsa, alan değiştirip doğru nefes alma amacıyla yoga işine girilebilir. Bir de sette sağlıklı yaşam gurusu Betül Arım "Çörekotu çok faydalı," diyor ama bu C planı. İnsanı neden mahrum bırakırsan o cazip geliyor sevgili okuyucular! Bu ara rol ezberle, sete git, dans provası yap filan derken, dizi bittiğinde iştahla saldırıp gözlerim pörtleyene kadar devam ettiğim kitap okuma işine ara verdim ya... Bünye istiyor! Mesela harikulade bulduğum, dört burun deliğim bulunduğunu (sadece bende söz konusu satıh geniş diye değil ya, herkesin öyleymiş!) ve de ölmüş insanların yarısının dişi sivrisinekler tarafından öldürülmüş olduğunu öğrendiğim Cahillikler Kitabı mesela. İkincisi çıkmış ve hayvanlarla ilgili. Sonra Shakespeare'in Macbeth'ini, o koskoca Macbeth'i çizgiroman yapmışlar. E gel de okuma, okusan da yeniyetmelere haset duyma! Biz ayıptır söylemesi ortaokulda mecburen ve mecburiyetten orijinal "Şekispir İngilizcasından," okumuştuk "Thou art..." filan diye. Hâlâ beynimin orası sızlar. 'Şindiki genjlere' hoop lokum gibi çizgiromanı! "Macbeth'i okudun mu yavrum? He okudum!" Oh be, ne âlâ iş! Kalan yaz günlerinin bir diiger projesi: - Sözkonusu kitaplar bitirilecek. Yetinilmeyecek. Kafka'nın Dava'sı da çıkmış aynı çizgiroman serisinden. O da okunacak. Hiçbirşeyden eksik kalınmayacak. Bu hayatta bir duruş olarak benimsenecek! Bodrum, Çeşme, Antalya hatta Göcek filan iyi de... Şimdi size bu yazın, tatil beldesi kategorisinde en iyi saklanan sırrını açıklıyorum. Tabii şu andan itibaren hiç iyi saklanmayan bir sır olacak ama, neyse: Kaş! Hani "Herkes orada," denir ya... İddialı konuşmayayım, güneye giden herkesi tanımıyorum ama en azından benim tanıdığım insanların neredeyse hepsi, bu yaz, çoğu da ilk kez, bir 'Kaş tatili' yaptı ve çeneleri durmuyor! Denizi öyle de, restoranları da böyle de cak cak cak. Demek ki: - İlk fırsatta Kaş'ta tatil yapılacak. Bu fırsat muhtemelen sanatımla baş başa geçirdiğim bu yaz olamayacağı için şimdilik fazla hayal kurulmayacak! Onun yerine tuz kristalleri küvete atılacak, küvete girilip yukarıda bahsettiğim kitaplar okunacak, bir yandan arzuya göre avuç avuç kavrulmuş çörekotu yenecek ve müteakiben bilindiği ya da televizyonda görüldüğü kadarıyla yoga yapılacak! Bu yaz da böyle geçiyor. Buna da şükür, n'apıcaksın ki...
 
Reklam