www.firkete.com

Hadi başka sahneye!

e-Posta

GEÇEN gün "açılım"a dair "Her kafadan bir ses çıkıyor" demiştim hatırlarsanız.
Bugünse "Benim kafam kel mi?" diye soruyorum.
Ve cevabınızı beklemeden konuya dalıyorum.
Yok, "yol haritası" çizecek değilim, merak etmeyin!
Hatta "kroki" çizecek halde bile değilim. Ne demişler, "Kişi, kendini bilmek gibi irfan olmaz".
Ama neredeyse 30 yıldır bu meseleyle yatıp kalkmakta olan bir vatandaş olarak ve memleket bu kadar coşmuşken, üstelik elimde bir köşe varken Mars'ta yaşıyormuş gibi de yapamam.
Fakat, dediğim gibi konuya pek vâkıf olduğum söylenemez. Yani "derinlerde", "uzaklarda", "yükseklerde" neler olup bittiğini bilmem.
Bildiğim,
1. Nasıl olduysa bir aralık "Türkler ve Kürtler" olarak ikiye ayrıldığımız...
2. Ortaya "Kürt meselesi" diye bir meselenin çıktığı...
3. Aynı yaşlarda gençlerin hatta kardeşlerin bu mesele yüzünden birbirini öldürdüğü...
4. Fakat öldüre öldüre kimsenin bir yere varamadığının görüldüğü ve nihayet bugünlere gelindiği.
Şimdi şu dört maddelik özete bakınca, aklıselim hiç kimsenin, "açılım" denen sürece girilmiş olmasına itiraz etmemesi gerektiğini düşünüyor insan.
Hatta bu aşamada artık çıkıp "İyi bir yola girdik" demek bile manasız bana sorarsanız. "Biliyor musunuz iki kere iki dört eder" demek gibi bir şey olur ki nefes israfıdır.
Ama süreçte izlenecek yolu tartışmak herkesin hakkıdır.
Bu kadar önemli, karışık, ucu bucağı belli olmayan bir mesele halledilmeye çalışılırken, kavgaların, görüş ayrılıklarının çıkması doğaldır.
Evet, "barış istemeyenler", oralarda hayat normale dönerse "çanına ot tıkanacak olanlar, müzmin muhalifler" vardır ama her "itirazcı" için de "Kanın durmasını istemiyor" demek, insafsızlığın dik âlâsıdır.

*

Buraya kadar okuduğunuz satırlar yazının giriş kısmıydı sevgili okurlar.
Konunun esas değinmek istediğim kısmı başka.
Bu topraklarda, "şov yapmak için fırsat kollayan, tetikte bekleyen birtakım kişiler" var.
Bayağı da kalabalıklar.
Bu açılım durumu onlar için fırsatların en büyüğüydü ve kaçırmadılar nitekim.
Şimdi epey bir zaman kendilerini izleyeceğiz mecburen. Her gazete sayfasında, her televizyon kanalında, hatta sahnelerde karşımıza çıkacaklar.
Şakşakçılar çanak tutacak, onlar hamasi laflar edecekler.
Kimi repertuvarına iki de Kürtçe şarkı ekleyecek...
Kimi kafasına poşu bağlayacak...
Kol kola girip halay çekecekler...
Kardeşlik türküleri söyleyecekler...
Bir süredir yapıyorlar da.
"Fena mı?" diyeceksiniz.
Değil.
Ama çoğununki samimi de değil.
Daha ziyade "aradan prim kapma gayreti", "açılımın etinden, sütünden, kılından yararlanma arzusu".
Tamam prim yapsınlar, gözümüz yok da, korkum "meselenin içinin boşalması".
Ki başımıza gelmemiş şey değildir.
Hayır neredeyse "açılım kermesi" tertiplemeye kadar geldi iş.
Yahut bakmışsınız "cemiyet hayatının tanınmış simalarından biri" yalısında davet veriyor!
"Açılım gecesi."
Herkes yeşil, sarı, kırmızı, beyaz giysin gelsin!
Ama bizim, yani sıradan Türklerle Kürtlerin arasında hiçbir zaman bir mesele olmadı ki zaten.
Birbirimizle seviştik, bir olduk, çocuklar yaptık...
Komşuluk, arkadaşlık ettik...
Birbirimizin şarkılarını sevdik, söyledik, dinledik...
Biz sıradan Türklerle Kürtler birbirimize hiç eziyet etmedik, hiç küsmedik, birbirimizden hiç korkmadık ki!
Onun için abartılı çabalar göstermemize gerek yok şimdi.
Kimler pisledilerse ortalığa, onlar temizlesinler!
Biz her zamanki gibi olalım yeter.
Şov meraklıları!
Hadi siz de başka sahneye!
Bu iş ciddi iş.

 
Reklam