www.firkete.com

Ben bir özürlü babasıyım...

e-Posta

Bir insanın, hayatta yaşayabileceği en güzel duygulardan biri kuşkusuz anne-baba olmakdır. Bu durumda anne ve babalara düşen görev, birbirlerine destek olmak, çocuğunuzu  kabullenmek ve onu her yönüyle sahiplenmekdir. Engelli bir çocuğa sahip olmak, anne ve baba olarak zor ve kutsal bir görevdir. Bunu kabullenme noktası aile için ne kadar zor olursa olsun, sevgi, destek ve de anlayışla aşılacakdır. Bu dayanışma ailenin mutluluğu, çocuğun sağlıklı yaşaması için oldukça önemlidir. Bizim kocaeli köşe yazarı, Sayın Güngör ARSLAN' ının 15 mayısda ki köşe yazısı beni çok duygulandırdı ve çok etkilendim. Sizlerle de paylaşmak istedim.

Evet, ben bir özürlü babasıyım.

Ama bundan ne utanç duydum, ne de özürlü bir çocuğa sahip olduğum için bunu birilerine karşı kullandım.

Bu olayı Allah’ın bir imtihanı olarak gördüm. Allah’a isyan ettiğim günler de oldu. Ama isyandan ziyade Allah’a şükrettiğim günler fazladır.

Önce size oğlum Özgün’ü anlatmak istiyorum. Gerçi Özgün bugün güler yüzlülüğü ve sevecenliğiyle sadece İzmit’te değil Kocaeli’de bile artık benden daha fazla tanınıyor.

Oğlum Özgün 20 yaşında.

Yirmi yıl önce dünyaya geldiğinde gözle görülür hiçbir sağlık problemi yoktu. Sonradan bir şeylerin iyi gitmediğini gördük ve doktorlara götürdük.

Aylar sonra hiperaktif ve dikkat eksikliği tanısı konuldu. O güne kadar hiperaktifin ne olduğunu bırakın benim bilmemi pek çok doktor bile bilmiyordu.

Hatta rahmetli babam bana ‘Oğlum erkek çocuk yaramaz olur. Özgün’ün bir şeyi yok. Sen dertsiz başına dert arıyorsun. Bırak çocuğu doktor doktor gezdirmeyi, hem parana hem de çocuğa yazık’ dediğinde kendisini dinlemedik.

Yurt içinde yurt dışında ne kadar uzman varsa hepsine götürdük. Yapılabilecek ne varsa yaptık. Kimilerine inanarak gittik, kimilerine inanmamamıza rağmen yine gittik.

Özgün üniversitelerde tez konusu bile oldu. Yirmi yıl içinde ona harcadığımız para belki de 1 milyon doları geçmiştir.

Ve bugün Özgün yirmi yaşında.

Dün Özürlüler Haftası nedeniyle Gölcük’te Donanma Komutanlığı’nda bir günlüğüne de olsa asker oldu.

Çok duygulandım, ama bir o kadar da güzel saatler geçirdim. Özgün’ün bu günlere gelmesinde emeği olanların hepsi onu dün bu anlım gününde yalnız bırakmadılar.

Hatta kardeşim Nuran işi biraz abartıp bir akşam önce Marina’daki teknelerde asker uğurlaması düzenleyip, kına bile yaktı Özgün’e.

Bunları niye yazıyorum.

Yirmi yıldır bu köşede hiç Özgün’ün durumuyla ilgili tek satır yazı yazmadım. Özgün’ü toplumdan hiç dışlamadım. Onu dört duvarın arasına hiç ama hiç gizlemedim.

Yukarıda da belirttiğim gibi Özgün’ün bu durumunu bana ve aileme Allah’ın bir imtihanı olarak gördük.

Ama sadece şunun çok açık seçik bilinmesini istiyorum.

Özürlü bir çocuğa sahip olmak, hele hele bu ülkede sahip olmak gerçekten çok büyük bir yük.

Özellikle özürlü çocukların annelerinin neler çektiğini o kadar iyi biliyorum ki.

Ben belki günaha gireceğim bu yazdıklarımla ama ben bütün özürlü çocuk annelerinin cennete gideceğini bile söyleyebilirim.

Özgün’ün annesinin yirmi yıl boyunca benden çok ama çok fazla onun için çırpındığını, onun için kendini feda ettiğini biliyorum.

Bütün dünya ile irtibatını kesti Özgün’ün annesi yıllardır. Birimiz onun için para kazanmaya çalışırken, birimiz de onunla ilgilendik yıllarca.

Ama Özgün’ün olanaklarına kavuşamayan, Özgün kadar şanslı olmayan binlerce, on binlerce insan var bugün ülkemizde.

İşte onların ailelerinin durumu gerçekten çok zor.

Özürlü insanların aileleri çok farklıdır. Küçücük şeylerle mutlu olurlar. Onların bir tek kelimesi, yaptıkları en küçücük bir olay bile aileleri inanılmaz mutlu eder.

Hasrettir onlar bir küçücük başarıya. Bütün dünyalarını onların etrafında kurarlar. Onlar gülerse gülerler, ama çoğu zamanda hep hüzünlüdürler.

Bunları neden yazdım?

Ülkemizde bilinenden çok fazla özürlü var. Gerçi kimin özürlü kimin sağlam olduğu da bu toplumda çok tartışılır. Ben bile yirmi yıldır Özgün’ü çözemedim.

Özgün mü özürlü yoksa ben mi özürlüyüm çok kez sormuşumdur kendime. Hele hele çevrede kendisini akıllı zannedip öyle garip şeyler yapan insanlar gördükçe Özgün’ün bu insanlardan çok daha akıllı olduğuna kanaat getirmişimdir.

Bugün evimizin neşesi, gazetenin de adeta olmazsa olmazı arasında yer alan Özgün’ün kahkahları bile bazen bize büyük moral verir.

Bazen kızdırır, ama çoğu zaman güldürür bizi Özgün.

Tıpkı dün bir günlük asker olduğu zaman güldürdüğü gibi.

Ama tüm bunlara rağmen eğer çevrenizde bir özürlü görürseniz ya da bir özürlü ailesiyle yan yana beraber yaşamak zorunda kalırsanız, ne olur onlara daha farklı yaklaşın, onlara yardımcı olun.

Bugün özürlü çocuğunu bir parka, bir lokantaya ya da bir restorana götürmeye çekinen, çevresindekilerin tepkisinden korkup onları dışarıya çıkarmak istemeyen pek çok aile var.

Onlara yardımcı olun.

Acımayın sakın, ama önyargılı yaklaşmayın.

Çünkü bütün özürlü çocuklar birer melektir.

İçlerinde kötülük yoktur.

Kalplerinde kin ve nefret yoktur.

İşte bu nedenle çevrenizde biraz farklı bir çocuk, biraz farklı bir insan görürseniz onlara sevgiyle yaklaşın. Onların istediği başka bir şey yok.

Sevgi, sevgi, sevgi.

Gerçi hangimizin sevgiye ihtiyacı yok ki?

Tüm özürlüleri gözlerinden, ama onların anneleri ellerinden öpüyorum.

Özürlü olmak suç değil.

Suç olan onlara yardımcı olmamak, onlara önyargılı ve tahammülsüz yaklaşmaktır.

Ben ve ailem Özgün’le mutluyuz.

İyi ki Özgün var. İyi ki kardeşi Nazlıcan var ve iyi ki anneleri Suna var.

Allah herkese nasip etsin.

 
Reklam
Şu anda 499 konuk çevrimiçi