Yasam

Güzellik ona sahip olanı değil, onu sevebilen ve onu baş tacı edinebilen kişiyi mutlu kılar...

On da gizemli bir güzelliğin olduğunu hemen anlarsınız. Diğer kadınlara benzemeyen çarpıcı bir çekicilik bu. İnsanı büyüleyen yanı anlamlandıramadığınız gizemi olsa gerek. Gerçekten sıradan olmayan bir edası var.
Uzunca bir boy, insanı büyüleyen kadınsı, ölçülü, kıvrımlar, kadife gibi bir ten .Yüz biçimi tam yuvarlak değil uzun ve köşeli, elmacık kemikleri belirgin. Gözlerindeki derinliğin ona bu gizemi kattığına da adım gibi eminim.

Her zaman bakımlı. Üzerindeki giyisilerden onun bir Avrupalı olduğunu düşünebilirsiniz. Omuzlarını biraz geçen, kızıl dalgalı saçlarının gölgesi, şarabın şarhoşluğunu, güneşin sıcaklığını vurur yüzünüze. Narin kolları ve bakımlı elleri insanda hayranlık uyandırır. Baktıkca bakası gelir ya insanın, işte öyle kendinizi alamazsınız ondan..Podyumdaki duruşunu, kısrağın kendinden emin adımları gibi, bir kuğunun zerafeti ile dengeler. Yüzündeki ifade, gözlerindenki derinlik, kendinden emin hali, taşıdığı elbiselerden önce izleyenleri büyülemeye yeter. Yıllandıkça değerlenen, yudumladıkça baş döndüren yavaş yavaş kanınıza karışan şarap gibidir O...

Güzellik değerli bir insana nasip olursa, onun erdemini süsler, başarıları ile kalıcı olmasını sağlar diye düşünüyorum. Duygu, bu değerleri en güzel şekil de harmanlayan ender kadınlardan. Aile, sevgi, başarı ve güzelik.

''En değerli güzelliğimiz saf, temiz ve iyilik dolu kalbimiz, hep söylediğim bir şey var;'' fiziksel özelliği muhteşem olan birinin eğer kalbi diğerleriyle yarış íçin, kara hırs için atıyorsa bunu gözlerinde görmeme şansınız yoktur ve maalesef bu içsel savaşları, onların gözlerinden, tüm vücutlarına, ciltleríne, hücrelerine yansır. Ne kadar iyi rol yapsalar dahi gözleri tek doğruyu söyleyen yerleridir. O yüzden bana özellikle sorulan cildinizi fiziğinizi nasıl koruyosunuz sözlerine bazen gülüp geciyorum, genetik faktörler büyük neden ama asıl önemlisi kalbinízí en saf haliyle koruyabilmek.'' Ayrıca inanıyorum ki kalıcı başarılarına da en büyük engeldir bu yarış ve hırs.Ve bakımlı olmak bazen cok makyaj yapmakla karıştırılıyor, duştan sonra sürülen bir deodorant, nemlendirici, temiz giysiler ve hafif renkli bir makyaj bana göre bir kadını güzel gösterebilecek en büyük silahları olmalı diyor Duygu AKDENİZ .
İzmir doğumluyum ve hep İzmir'de yaşadım kariyerimle ilgili İstanbul'a sürekli gidip gelmeme rağmen bu şehir benden, ben bu şehirden kopamadık ve biraz zor gibi gözüksede burada yaşayarak yapmak istediğim herşeyi yapabildim ve devam ediyorum tabii bunda eşimin desteği asla gözardı edilemez.
EGE TV'de program sunmaya başladım ve arkasından modellik kariyerim başladı. Herkesin tersine benim önce televizyon kariyerim ardından ise modellik geldi. Eşim Uğurhan AKDENİZ íle 2004 yılında flört etmeye başladık 2005 yılında ise evlendik. Aile, kötülüklerin barınmadığı en muhteşem ve sağlam kale gibidir. İyilik, başarı, sevgi ve aile en büyük değerlerim. 2007 yılında Ege Tv de tekrar program sunmaya ama bu sefer kendi hazırladığım programı sunmaya başladım (Duygu Akdeniz ile Modaya Yolculuk) iki yılın ardından hiç ara vermeden Duygu Akdeniz ile City Life programını hazırlamaya başladım ve hala devam ediyor(sosyal hayatın daha çok sanat kısmını kapsayan bir program tiyatrolar, konserler, sergiler, defileler
sanatçılarla kariyerleri üzerine röptajlar) Şimdi yine Ege Tv ekranlarında pazar günleri yayınlacak olan dört bayanın bir konuğu ağırladığı yeni bir programa başlıyoruz, bunu dışında Kadir İnanır, Mustafa Üstündağ, Kenan Ece gibi oyuncuların yeraldığı "İzmir Çetesi" dizisiyle yakın zamanda Star Tv ekranlarında oyuncu olarak yer alacağım ve şubat ayında Vogue Türkiye'nin internet sitesindeki "Bugün Ne Giydim" bölümünde ben olacağım ve her gün giydiğim kıyafetler markalarıyla yer alacak stilimi moda severlerin görmesi amacıyla

Yasam

Mitolojiye göre Ay Tanrıçası Artemis Efes'te doğmuştur ve ikiz kardeşi Apollon; Güneş Tanrısı... Her iki kardeşte yayla silahlanmıştır, oklar atarlar. Okları, ay ve güneş ışığının sembolüdür. Ve bir dolunay gecesi...

Artemis ormanda gezinirken çok yakışıklı bir avcıyı görür ve o anda aşık olur. Bu aşkı onu öyle bir sarar ki daha önce verdiği bakirelik yeminini bile unutur. Bu avcı Orion'dur. Orion; deniz Tanrısı Poseidon'un oğludur...

Deniz Tanrısı'nın oğluda Artemis'in aydınlık yüzüne, güzelliği dillere destan sarı saçlarına aşık olur.. Fakat Artemis'in ikiz kardeşi Apollon, bu durumdan rahatsız olur. Yıllarca ormanda beraber olduğu kız kardeşi artık onunla ilgilenmiyor, sürekli Orion'la vakit geçiriyordur. Bu aşkı ve olabilecek evliliği engellemek için bir hile yapar. Bir gün Orion denizde yüzerken onu fark eder. Orion kıyıdan o kadar uzaklaşmıştır ki başı siyah küçük bir nokta gibi görünüyordur. Apollon kız kardeşini yanına çağırır, uzaktan görünen siyah noktayı ona göstererek ''Oraya kadar okunu gönderebilir misin?'' der.. Artemis heyecanla yayını hazırlarken o siyah noktanın Orion olduğunu nereden bilebilirdi ki. Yayını çeker ve oku fırlar. Çok iyi nişancı olan Artemis sevdiği erkeği başından vurarak öldürmüştür. Bu ölüm onu kahreder. Günlerce bulutların arkasına gizlenir ve artık geceleri gözkyüzünde dolaşmaz... Yeryüzünü zifiri bir karanlık kaplar ve Artemis artık ışığıyla yeryüzünü aydınlatmaz olur. Ta ki Tanrıların yardımına kadar...Tanrıların izniyle ayda sadece bir gece Orion ve Artemis buluşacaklardır.. Sadece bir gece, dolunay gecesi!.... Dolunay; Ay'ın aşk hali, o gizemli bir uzay sakini... Parçalı bulutlarla birleştiği zaman muhteşem...

Bu gece de dolunay var. Ay'ın sarı ışığı denize vurup dalgalarla kayboluyor ve mehtap her zaman ki gibi muhteşem.. Ve gökyüzündeki tören başlıyor; Ay Tanrıçası Artemis'in yüzünü gösterdiği gece. Gündüzün geceyi kıskanmasına neden olan kadın, denizlerdeki sevgilisine gökyüzünden gülümseyecek.. Özlemin dayanılmaz olduğu gecelerde ay kollarına çağırır denizi...

Ve Med-zecir başlar. İşte bu tek gece Artemis ve Orion buluşur. Dolunay gecelerinde Artemis Orion'a o kadar yaklaşır ki, Ay alçalır denizler yükselir; denizler yükseldikçe, Ay'ın denizde ıslanmasına ramak kalır! Ay ve deniz öpüştüğündeyse artık Artemis ve Orion mehtapla tek vücut olmuşlardır. Ve ay ışığı artık denizde yansır...

Ay hüzünlenip görünmez olduğu gecelerde ise; aşk ve hüzünle özleşmiş yakamozlar çıkacak. Yakamozlar yine nöbet bekleyecekler, ta ki dolunay tekrar çıkıp tüm güzelliğini denize sunana dek.

Yasam

Hedonizm: Türkçe'de kısaca ''hazcılık'' olarak tanımlanıyor... Hazcılık/Hedonizm; Sokrates'in öğrencisi Aristippos'un bir öğretisidir ve Epikuros tarafından farklı geliştirilmiş bir felsefi akımdır. Bu felsefi akım, hazzın mutlak anlamda iyi olduğunu, insan eylemlerinin nihai anlamda haz sağlayacak bir biçimde planlanması gerektiğini, sürekli haz verene yönelmenin en uygun davranış biçimi olduğunu savunur. Ve fakat Avrupa'da bazı grupların cinsel yaşamlarına heyecan katmak amaçlı eşlerini değiştirdikleri kamplara da bu isim verilir ve bu kamplar, ''Hazcılık kampı'' olarak bilinir. En büyük iyiliğin haz oldugunu ileri süren Aristippos'un öğretisi... Aristippos'a göre en büyük iyilik hazdır. Bu öğretiye göre de ''iyi'' demek haz demektir. Kısaca haz veren her şey iyi, acı veren her şey ise kötüdür. Aristippos'a göre her davranışın temelinde mutlu olma isteği vardır, çünkü yasamın amacı hazdır. Epikuros'da hazcılığı farklı yönde devam ettiren filozoflardandır; fakat Epikuros, Aristippos'un bedensel hazzına karşılık ruhsal hazzı yeğler. Bilgilerimiz; duygularımızla alabildiğimiz kadardır, bundan öteye geçemez. Gercek haz sürekli olandır. Sürekli hazza ise ancak bilgelikle varılabilir. Onun için en büyük haz dingin bir ruha sahip olmaktır. Ve buna da ancak bilgelikle varılır, bedensel zevklerin pesinde koşarak değil. Aslında Hedonizm'in çıkış noktası ahlaktır. Epikürosculuğun da sadece ahlak felsefesinde hedonizmi benimsediği bilinmektedir. Basit bit anlatımla ele alıyorum; felsefenin özü soru sormaktır. Felsefede kesinlikle genel geçer bilgiler yoktur. Felsefi düşünceler bazı sınıflara ayrılmıştır. Bilgi felsefesi, varlık felsefesi ve ahlak felsefesi gibi. Ahlak felsefesinin temel gayesi neyin iyi, neyin kötü olduğu sorusunu incelemektir. İşte bana göre Hedonizm bu noktada incelenmelidir. Çünkü Hedonist felsefeye göre, haz veren şeyler iyidir. Bu akımın kanımca en büyük temsilcilerinden biri de Venedik'li sanatçı Giacomo Casanova. Soyadından da anlayacağımız gibi kendisi, kadınları etkileme sanatına son derece hakimdi ve hayatın tadını çıkarma konusunda tam bir eksperdi... Hayatını yalnızca ve yalnızca "haz" çizgisi ekseninde sürdürdü. Casanova kendini hazlar konusunda oldukça fazla geliştirdiğinden sanırım, birlikte olduğu her kadının saçından bir bukle alıp toz haline getirip kurabiye hamuruna katar ve afiyetle yer; aşk yaşadığı kadına ait bir parçanın kendi bedenine geçmesinden dolayı, büyük ''haz'' alırmış... Günümüz Hedonizminin psikolojik boyutu bu yüce(!) kişilikte, bu şekilde belirmiş. Bir hedonistin kuracağı basit bir cümleye örnek; ''teknem, kendim, içkim'' olabilir sanırım... Belki de Hedonizm; Vandalizm ve Empresyonizmle inovate edilip, günümüzdeki şeklini almıştır. Bunun da kısaca Türkçe'si; duble rakının yanındaki tuzlu yeşil eriktir :-) Şimdi felsefi ve magazinsel boyuttan çıkmak ve Hedonizmin asıl önemli olan tehlike boyutuna, özellikle gençlerin tehdit altında olduğu ve ülkemizde de hızla yayılan sosyopsikolojik boyutuna değinmek istiyorum.. Özellikle 20 -40 yaş arasındaki bu akıma kapılan kişiler, yaşam amacının zevk almak ve mutluluktan ibaret olduğunu savunan bir dünya görüşü benimseyerek; yaşamlarını tamamen zevk almaya yönelik olarak planlamakta ve bu hedef uğrunda ahlaki ve yasal olmayan tüm davranışları sergilemektedir. Bu dejenere insan topluluğu genellikle maddi sorunu olmayan, narsist kişilik özellikleri gösteren, ben merkezci, tamamen kendini düşünen ve başkalarını kendi çıkar ve arzuları için kullanan, doyumsuzluk problemi olan, eleştiriye kesinlikle kapalı kişilerdir. Bu kişiler sıkça sevgili değiştiren ya da partnerini aldatmayı başarı olarak gören ve sadece cinsel skor peşinde koşan, her türlü gözde; tatil, restoran, bar ya da gece klüplerinde olmayı hayati önemde gören ve hatta neredeyse buralarda yaşayan ve hazza ulaşmak için her türlü aracı-insanı düşünmeden kullanan bir yapıya sahiplerdir. Hepimizin çevresinde bu kişiler var ve maalesef bu özelliklere sahip olmayı hayal eden gençler, bu insanca yaşam tarzından çıkmış kişilere gıpta ile bakıyor ve bu hayatı yaşamanın hayalini kuruyor. Hedonist yaşam biçimini süren kişiler tedavi edilemeyecek bir travma, egoları nedeniyle çözemedikleri bir iç çatışma, hayatı anlamlı hale getirecek aile bağı veya doğru bir yaşam tarzı geliştiremeyecek bir ruh haliyle; görünürde hızlı ve renkli bir hayat, ama aslında ağır bir klinik vaka olarak hayatlarını sürdürmekte.. Bu nedenle Hedonizmi ciddi bir tehlike olarak algılayıp, Hedonizm ve bunun uzantısı olan gösteriş tüketimi can alıcı bir noktaya gelmeden incelenmeli! Sağlıklı bir yaşam tarzı yaşayan bireyler ise bu tehlikeli akımı fark edip; kendilerini ailelerini, arkadaşlarını ve özellikle gençleri bu akımdan korumalı! Son olarak Hedonizm hakkında, Epiküros'un -ve benim de katıldığım cümleleriyle- ... ''Ekmekle- su, aç birinin ağzında en büyük hazzı verir. Böylece sade ve zengin olmayan sofralara alışmak sağlığa iyi gelir, insanı yaşamın getirdiği zorunluluklara karşı hazırlıklı kılar, zengin sofralara uzun aralıklarla oturduğumuzda, daha büyük keyif almamızı ve talih karşısında korkusuz olmamızı sağlar. Böylece hazzın erek olduğunu söylerken, bununla öğretimizi bilmeyen, bizimle aynı görüşte olmayan ya da yanlış anlayan bazı kişilerin düşündüğü gibi, yoldan çıkmış insanların hazlarını ve cinsel hazlarını söylemiyoruz, tersine bedence acı çekmemeyi ve ruhça sarsıntı içinde olmamayı anlıyoruz. Birbirini izleyen içki ve şölen sofraları, oğlanlarla ve kadınlarla yaşanan cinsel ilişkiler, balıklar ve zengin sofrada sunulan daha ne varsa, işte bütün bunların verdiği hazlar, yaşamı zevkli kılmaz; yaşamı zevkli kılan, seçilmesi ve kaçınılması gereken her şeyin nedenini araştıran, insan ruhunu büyük kargaşaya sokacak yanlış sanıları kaldırıp atan ölçülü bir muhakemedir.'' Hedonist bir devrim!!! Patlak vermesi halinde milyonları peşinden sürükleme potansiyeline sahip görünüyor... Ve bu yükselen trend günümüz için, çok büyük bir sosyolojik ve psikolojik tehlike! Tanrı'nın bize sunduğu ruhsal ve bedensel hazları, insana yakışır bir şekilde yaşamak dileğimle...

Yasam

''Beyaz Saray yetkilileri, cesede İslami usullere uygun davranıldığını açıkladı.'' Duyarlı ABD askerleri... ABD, 11 Eylül saldırılarının ardından 2001 yılında Usame bin Ladin'i yakalamak ve el Kaide'yi etkisiz hale getirmek için Afganistan'a girmişti. ABD'li uzmanlar, bu olayın ABD'nin terörle savaşının başarıyla sonuçlandığı anlamına geldiğini belirtiyordu. Ben bu haberleri okuduğumda bir an aklımdan ben bu filmi görmüştüm diye geçirdim.

Yasam

Şiddet, başta kadının acizliği gibi algılansa da erkeğin, kadının gücünü ortaya koymasını engelleyen, kadının sevgi ve güven ihtiyacına karşı onu tek vurma noktasıdır. Şiddetin tanımına baktığımız da
''Şiddet, temel dürtü ve varoluş gereği savunma veya karşı savunma harici daha çok insanlarda ve topluluk halinde yaşayan hayvanlarda grup içi otorite sağlamak için diğerinin varlığını tehdit unsuru görmek ve onu sindirmek için karşı tarafa uygulanılan zarar vermeye yönelik psikolojik davranış türüdür''

Yasam

tango kursuTango kursumuz Milongero Stil ve Salon Stili Tango Arjantin Tango Kursu sizin tangolara atalım Türkiye ve Arjantin, hem de uygun iki tür eğitim sağlamak. Ayda 1.5 saat 4 ders Tango Deslerimiz olduğunu. Saatleri bir gün, bir hafta da hızlıdır. İstanbul'un Bizim eğitim yerleri tango Avrupa yakasında, Taksim, Mecidiyeköy, Bakırköy, Yeşilköy, Beyoğlu, Üsküdar Anadolu yakasında, Altunizade size en uygun tango mahalle dahil, bizim kurs katılmak.

Ders ister, ders grup, ya da 1-1 ders şeklinde katılır. Grup dersleri haftada bir gün ve bir buçuk saat ve altı saat olmak üzere toplam aylık. Bir saatlik özel tango dersleri ve yerlerde veya uygun zamanlarda kendi odasında yapılır.Hafta içi veya hafta sonu Dersler katılabilirsiniz. Tango kursu kişiler mevcut bilgiler bizim kursuna katılmak için.

Tango Dans Kursu

Tango hayatın rutin bir ders boyunca sıkılmış ve en zarif formu keşfetmek için.
Eğer karar verdin yeni şeyler öğrenmek için zaman ayırın en son ne zaman oldu. Eğer uzun bir süre varsa, Tango ile ilk adımı atarak hayatında yeni bir sayfa açabilirsiniz. Bizim ders ve dans inceliklerini öğrenmek için teşekkürler, hem de hayatın biraz stresi azaltabilir olsun.

Tango Dersimiz trafik, gürültü, stres Tango Dans, güzel müzik ve ruhunuzu eşliğinde bizim kurs, katılmak, ve vücudunuz rahat olabilirsiniz.

Arjantin Tango Kursu

Tutkunun, aşkın sevincin, hüznün, kısacası, "hayatın dansı" tangoyu en kolay ve en doğal haliyle öğrenecek, kısa sürede dans etmeye başlayacaksınız. Etkin, kaliteli bir eğitimle, tangonun tüm stillerini öğrenip büyüsünü tadacağınız yepyeni bir dünyaya adım atacaksınız.

Yeni insanlar, yeni sosyal bir çevre ve yeni bir bakış açısı kazanmak için işe tango dansını öğrenerek başlayabilirsiniz. Farklı insanlarla tanışıp kendinize yeni şeyler katabileceğiniz okulumuzda düzenlenen birbirinden güzel dans etkinlikleri ve geceleri ile hayatınıza yeni bir soluk getirebilirsiniz.
Size tutkuyla dans etmenin paha biçilemez hazzını yaşatacak olan dans kurslarımızda alacağınız derslerin eğitim süresi ve günlerine göre ders  programında farklılık gösterecektir.



www.tangodans.com

Yasam

tangoTango Dansı kendini ifade edişin en çekici yolu ve insan, ancak kendisinin olan bir dansla bunu yapabiliyor. Tango ile insan kendi vurgusunu, kendi sesini, kendi ritmini yansıtırken, karşısındakine ait olanı dinleme şansını da buluyor.

Tango, aşkın ve tutkunun dansı. Bu çoğumuz duymuşuzdur kimbilir? Gerçekten de insanların kafasında bu tarzda çağrışımlar yapar TANGO kelimesi. Tango çok farklı bir danstır çünkü; asil, ağırbaşlı, kimi zaman öfkeli, kimi zaman ateşli, vazgeçilmez ve tutkulu bir danstır insanların kafasında. Her insan, az çok bu kelimeleri kullanır "Tango"'yu tanımlarken. Kimileri içinse Al Pacino'nun Kadın Kokusu filmindeki dansıdır "Tango" denildiğinde akla gelen. Bence bu dansı herkes hayatında bir kere de olsa denemeli.

Tehlikeli ve inatçı yakınlaşmalar. Ciddi ama samimi. Kavgacı, öfkeli, hırsl. Ama tutkulu ve romantik. Fenomen bir erkek ve olağanüstü bir kadın. Egzotik hisler. Havalı, asil. Ve işte karşınızda TANGO.

Yasam

Anneler herşeyi görmeseler bile kalpleriyle duyarlar...

İnsanın içini ısıtan bir havası var. Güler yüzlü, gülümsedikçe içinizi ısıtıyor sıcacık güneş gibi. Yüz biçimi tam yuvarlak değil de oval, alnı geniş, elmacık kemikleri belirgin ama çenesine doğru sivrileşiyor. Sol yanağında ki gamze gülümsediğin de aklınızı başınızdan almanıza yetiyorda artıyor bile. Dalgalı ve kahverengi saçlarının çevrelediği yüzünde, bütün manayı üzerinde toplayan gözlerinin sakin anlarında dost, kararlı anlarında ışıltılı bakışı dikkati çekiyor. Bir martının gözlerinden bakabilmek gibi dünyaya, sınırlarımızın sınırsızlığını keşfetmek herşeye ve herkese rağmen meydan okumak gibi onda ki bu derin ifade.
Karşılaştığı, merhaba dediği her insana güleç yüzü ve samimiyetiyle yaklaşıyor. O'na, siz de elinizde olmadan sempati ile yaklaşıyorsunuz. Başkalarının hayatlarına güneş saçanlar, kendi yaşamlarını da nurlandırırlar Sinem' e baktıkça o ışıltıyı alıyorsunuz

Aslında kadın olmak zor başlı başına. Hem şefkatli, hem akıllı olacaksın, hem güzel olacaksın, hem zarif olacaksın, çalışacaksın, üreteceksin, anne olacaksın, işkadını olacaksın, delirmeyeceksin, güler yüzlü olacaksın sakin olacaksın, pozitif olacaksın. Hepsi birden zor zanaat. Bunları en iyi dengeleyen kadınlardan biri Sinem ÖZUSTA

Çocukların, nasihatten çok iyi örneğe ihtiyaçları vardır

'Altı yıllık bir annelik serüveninde, çocuğunu büyütürken onunda büyüdüğünü ve geliştiğini, Onun doğumundan sonra çocuklar adına, bir şeyler yapmak adına attığım, iş adımının bugün bana farklı bakış açıları kazandıracağı ve farklı pencereler açacağını ben bile tahmin edemezdim ‘diyor Sinem ÖZUSTA..

''Büyük başarılar değerli annelerin yetiştirdikleri seçkin çocuklar sayesinde olmuştur.'' Sinem' le sohbet edikçe, projelerine ve işlerine şahit oldukça bu sözü daha da iyi anlıyorsunuz.

'Hayatta herkesden ve herşeyden öğrenecek çok şey var diyor Sinem. Eşimi, işimi, dostluğumu yaşarken bu her zaman önceliğim oldu, hayatımda deneyimlediğim sosyal sorumluluk çalışmaları farklı kesitlerden insanları tanımamı ve onlardan birşeyler öğrenmemi sağladı. Beni en çok etkileyen çalışmalarımdam biri Türkiye Görme Engelliler Kitaplığı aracılığı ile tanıdığım görme engelli çocuklar oldu, onların gören bizlerin kör kalmış gözlerini gördüm. O günden bu yana yetebildiğim ölçüde, elimden geldiğince sosyal sorumluluk çalışmalarının içinde oldum ve olacağım..’

Sinem anneliğin yanı sıra işine aşkla bağlı biri..Bugün bir vakıf okulu olan Işıkkent Eğitim Kampusünün iletişim sorumlusu. .

‘Bugüne kadar birçok insanla farklı alanlarda çalıştım ancak bugün anlıyorum ki eğitim alanında çalışmak insanı eğlileştiriyor, geliştiriyor. Öğretmen arkadaşlarımın insana bakışını, gelişmeyi geliştirme heyecanını görünce eğitim alanının ne kadar kutsal olduğunu hergün biraz daha anlıyor ve öğreniyorum.
Evet bugün burdayım, bu güzel okulda yeni nesillere bakıp hepimizin geçirdiği ve acımasızca önden sürüklediği çocukluk yıllarını görüncede, o yıllarımı özlemiyor değilim..Ama yıllar tecrübeleri, hatalar doğruları getiriyor..’ diye paylaşıyor

Otuzlarını yaşayan genç bir kadın Sinem ÖZUSTA, yaptığını, inandığını aşkla ve inatla taşıyan , arkasında başarı ile duran eli değdiğince ve gücü yettiğince hayallerini hayata geçirmeyi arzulayan , bunu arzularken ‘Engelleri Kaldıralım Topluma Kazandıralım’(2008-Türgok),’ Seninde Mutluluk Ormanında Dikili bir Ağacın Olsun’ (2009-Ege Orman Vakfı) , ‘Yaratıcı Çocuk için El Ele’ (2010-Yaratıcı Çocuklar Derneği), ‘Eğitim Mücevherin Olsun ‘(2011-Eçev) adıyla önemli sosyal projelere de başarı ile imzasını atmış ,ona göre küçük kimileri için büyük değişimler yaratmış genç bir kadın.
Bu genç kadının başarıları ve hayallerini hayata geçirmesi için yanından aşkı, inancı ve şansının hiç eksik olmamasını diliyorum..



 

Yasam

afiyetle dergisi

Ülkemizin en önemli ve eski yemek dergilerinden olan '' Afiyetle Dergisi '' 5 yıl aradan sonra tekrar zenginleştirilmiş içeriğiyle yayın hayatında. Ünlü gurmelerin yemek tarifleri yanında tasavvuf, sanat, cemiyet haberleri, sağlık, ev dekorasyonu, moda, kültür gibi değişik dosyaları da bünyesinde barındıran  '' Afiyetle Dergisi ''   bu özelliği ile piyasada ki tek dergi!
Afiyetle Dergisi Cemalnur Sargut'tan Begüm Şen'e, Mevlana'nın torunu Esin Çelebi Bayru'dan Donatella Piatti'ye kadar geniş bir yelpazede ki yazarları yanında parfüm, seyahat gibi çok değerli hediyeleri de okurlarına dağıtıyor.
Gül Ördekçioğlu tarafından çıkartılan  '' Afiyetle Dergisi '' ayrıca okurlarına, yarışmalarla sürpriz  hediyeler yanında  '' Afiyetle Dergisi'nde ''  yazılarını yayınlama imkanları da veriyor..
3,90 TL tanıtım fiyatı ile şubat sayısında dolu dolu 116 sayfa ile raflara çıkan dergiyi ayrıca '' www.afiyetledergisi.com '' sitesinden  internetten de her sayısında hediyelerle takip edebilirsiniz.

Yasam

İzmir' in kadınları en başta özgürdür; güzel olduklarının farkındalıklarıyla ayakları yere sağlam basar. Güler yüzlüdür; tabii ben de dahilim buna...
Gülümsediklerin de içinizi ısıtırlar sıcacık bir güneş gibi. Bizler şarkıları severiz, şarkılarla coşarız. Eğlence en büyük tutkumuz. Eğleniriz ama bir de bakmışsınız en sıkıntılı geceniz de kırk yıllık dostunuz gibi; bir kadeh rakı alıp yanınızda oluvermişiz. Bazen de akıl danışırsınız en zor anınız da.  Bir nevi dengedir yaşamınızda İzmir 'in kadınları. 

Güzel giyinir İzmir'in kadınları; ipek ve dantel iç çamaşırları için de, saten elbise üzerinde, topuklu ayakkabılar da ayağındayken kadın gibi kadındır bizim İzmir' in kadınları. Hem şefkatli, hem akıllı, hem seksi, hem zarif, hem üretken, hem işkadını, hem annedir; hem kutsaldır, hem baştan çıkarıcı, hem de  dişidir. Bunu da en güzel şekilde harmanlar bizim İzmir' in kadınları .

''Denizi kız, kızı deniz kokar sokakları hem kız, hem deniz kokan şehrin kadınlarıdır İzmir in kadınları.'' Şairin de dediği gibi. Ben sanırdım ki hayatın yakasında bir hercai menekşe gibi durur her yerde kadınlar.
Öyle değilmiş meğer...

Ne yapsan çıkmaz ya denizin lekesi, O da var İzmir'in kadınlarında...

İzmir'in erkekleri de özeldir. Kadınlarının; kocaları, ağabeyleri, kardeşleri, sevgilileridirler. Bazen de deniz gibi dalgalı, durgun ve dengesizdirler . Günün tüm yorgunluğunu, hayatın tüm yaşanmışlıklarını bir rakı kadehinde unuturlar. İzmir  erkeklerinin; rakıyı bir dikişte içip birayı hamallık saymaları bu yüzdendir. Anlamanız zordur. Erkeği de özgürdür kadını gibi. Ne kadar sıkarsanız, o kadar kayıp gider avuçlarınızdan, bir bakmışsınız yoktur.

İzmir'li erkekler; doğduklarından beri güzel kadın görmeye,  anneleri de dahil olmak üzere çocukluktan alışkınlardır. Güzellik büyülemez onları. Rahat olmalı kadınıyla, önce arkadaş, dost sonra sevgili olmalıdır. Erkekler, dünyanın neresine giderseniz gidin hep aynıdırlar; bir İzmir hariç. Eğlenmeyi de, sevmeyi de, yeri geldiğin de ağlamayı da bilirler; efeliklerine bakmadan. İzmir'in erkekleri, bir o kadar yakınken bir o kadar da uzaktır. Tam anladım derken çözemezsiniz, bir bakmışsınız dengesizliklere sürüklemiş sizi; bizim İzmir'in erkekleri.

Kim bilir ? vazgeçilmez olunuşları bu yüzdendir belki de, kadınlarından da  erkeklerinden de. Siz siz olun, dikkatli yaşayın erkeğini de kadınını da...

 

Yasam

İSM-İ ALEM  MECLİS ANAGRAMLARI

Coşkulu, çalkantılı atılgan saatler deyince önce kulağa çok hoş geliyor. Konu aslında ne minti minti ne başörtü ne yemeni. Ne ben ne biz ne de siz. Tansiyonu yükselten bir Meclis havası var Şubat akşamı ve sayın milletvekilleri, on dakika ara veriyorum. Çok ayıp etmişler doğrusu. Bembeyaz gömlek giyip bembeyaz sayfa açmak için önümü ilikliyorum yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. Ayrılın. Söz istiyorum. Karmakarışık olmuş her yer, kimileri haddindi aştı. Dokunulmazların dokunaklı sözleri doku uyuşmazlığı yarattı. Satır araları zihinlerde tartışma, arbede gerginliği abarttı da abarttı. Çivilerin insan etine battığından söz ettiler, sözler haddini daha da daha da aştı. Ve Meclis taştı.

Bu kez ben karıştıracağım harflerin yerini. Bana 18 harflik yer açın. Kelimelerle ve harflerle  oynayınca neler neler oluyor. Korkuyorum kelimelerden. Bu harfler Da Vinci üslubu ile  yan yana gelince bir alem.

Utanmayıp “terbiyesiz babandır”  demiş biri de kalkıp

Biyesiz Babandır, ter senin

Baretsiz Beyin Adı BR

Terbiye Siz, Senin babandır.

İn Sensiz, Terbiye babandır

Sen “siz” dir. Baba! Terbiyenin

Etsiz Beyin adı BRBAR

Beysiz Etin adı BRBAR

Siz BRBAR Beyti ne adı ?

A Bird brain byte Size

A bird size brain byte.

Aklımız hepimizin başında o nedenle “Akıl insanın külahında bir çividir. Yumruk yemeden içeri girmez” diyenlere paradigmaların önünü açın.
Bize  düne ait bugünü  kavrayan ve geleceğe ulaşan bir yer açın ,engin yeni ufuklar açın, gençliğin önünü açın, kalbinizi açın, tırnaklarla nerede ise avucun içine batan yumrukların parmaklarını açın ...çok sıkılırsanız pencereleri açın.

Hicran Cigdem Yorgancioglu



Yasam

Nasıl bir komploya kurban gittiğimizin ne yazık ki farkın da değiliz, ya da anlamlandıramıyoruz. Lekelenmiş siyaset, koşullandırılmış medya ile insanlarımızın olaylara duygusal yaklaşımları kullanılmakta ve Türkiye Cumhuriyet' ini yavaş yavaş yok etmekteler, sinsice bir güçsüzlük oluşturularak, bütünlüğü, birliği, güven ve inancı yok ederek eşit güç kullanılmadan kazanılmaya çalışılan bu savaş, güç ve silahla yapılan savaştan daha kötüdür. Kazanma şansını azaltır veya yok eder.

Yasam

Bilişim Sektöründe Kadınların Yeri Ve Önemi

Bilişim sektörü bildiginiz gibi her an kendini yeniliyor. Bu yüzden de her baktıgımızda yeni yüzlerde ekleniyor ekrana!

İşte tam bu yüzden bende dikkatlice baktım ekrana ve sitelerde ve bloglarda yazanların bir kısmının bayan oldugunu gözlerimle gördüm şu vakit!Ve hak ta verdim.hep erkekler olmaz ki canım!

Acaba kızlar bilişimden bilgisayardan ne ölçüde yararlanıp ne ölçüde onu kullanarak iyi işler çıkartabiliyorlar diye düşündüm ve bir kısım insanlara denk geldim.eminim böyle yüzbinlerce bilişimci hatun kişilik vardır ama be sadece birkaç örnek verebilecegim.

Mesela web tasarımcıları.. mesela program yazıcıları.. onlar olmasa ne yapardık!işte yine hanımlar burda da devreye giriyor ve işleri ellerine alıyorlar!şu anda hiç ismini duymadıgımız web tasarımcı hanımlar olabilir!


bugün sizlere bana bu yazıyı yazmamı söyleyen kişiyi de söylemeden geçemem yazımın taa ortasında!

Buyursunlar!

O kişi SEVAL ÜNLER dir efendim.web designer diyor twitter sayfasında! hayırlısı!

http://sevalunver.blogspot.com/ şu adresten bloguna,

http://twitter.com/sevalunver  şurdan twitter adresine ulaşılabilinir!

Neyse konumuz bayanlar bilişim işinde ne yapıyor,bilişimi nereye götürüyor!

Bence her işe bayan eli deymelidir!bilişime de!

 

Ne kadar çok kişi bu işte usta olursa o kadar çok bilgi alışverişi saglanır.bu da işin gelişmesini saglar tabii!

Elbette erkek programcı web tsarımcı ve bloggerlerede ihtiyaç var ama kızlara da var!

birde çizerler var bloggerler var filan.işte birkaç örnek sizlere!

Buyursunlar!

Hatiye garip var mesela!

Çizimleri ben begendim sizi bilemem!

http://hatiyegarip.tumblr.com/

 

VE gayet tabii çizer kişi meltem turan var mesela!

iyi bir çizer!yakın durun!

http://meltemt.blogspot.com/

 

Birde hazal yılmaz var ! blogger gibi ama degil gibi .. tam insan ve şehir sarrafı!

http://hazalyilmaz.com/anlamarama/

İşte bunlar dı benim gözüme şimdilik çarpanlar! inşallah bu yazıların devamı da gelir!

O zamana dek kendinize iyi bakın.Yeni yılınız kutlu ve mutlu olsun!

Sevgilerle

Erhan Tüfekçioğlu(kokhucre)

 

Yasam

TOHUM YASA TASARISI VE GDO GERÇEĞİ Bilim ve teknoloji çok hızlı ilerliyor. Sağlıktan iletişime; uzay sanayiden biyoteknolojiye her alanda olağanüstü gelişmeler kaydediliyor. Bilim ve teknolojideki devasa gelişmeye karşın; dünya nüfusunun yüzde 45’i günlük 2 US Dolar gelire sahip; bunların da yarısı günde bir dolarla yaşam savaşı veriyor. Yani dünyada 1,5 milyar insan açlık çekiyor. Her yıl 25 milyon insan da açlık ve buna bağlı hastalıklardan hayatını kaybediyor.

Yasam

İnsanlarımızı, lösemi hastalığına karşı bilinçlendirmek, tedavisi için erken teşhisin önemini vurgulamak ve lösemili çocuklarımıza doğru yaklaşımları öğretmek için, bilindiği gibi her yıl; 2 - 8 Kasım tarihlerini içine alan hafta Lösemili Çocuklar Haftası olarak düzenleniyor.

Kan kanseri, kan ve kemik iliği dokusunda bulunan kan yapımından sorumlu, hücrelerin kanserleşmeleri sonucunda ortaya çıkan bir tür kan hastalığının diğer adı lösemi. Bu hastalarda ilaç ve destek tedavileri genellikle tam iyileşme değil, yalnızca yaşam kalitesinin düzelmesi ve yaşam süresinin uzamasına olanak sağlayabilir. Bazı tip kronik lösemiler kök hücre nakliyle iyileşebilirler. Löseminin nedenleri henüz tam olarak aydınlatılamamış..


Lösemili ve kan hastası çocukların, sağlık ve eğitim başta olmak üzere her türlü ihtiyaçlarının sağlanmasına yardımcı olmak için kurulan Lösev, bu konuda üzerine düşeni oldukca başarılı bir şekilde yaparak hasta çocuklar ve ailelerine tam destek vermekte.

Türkiye de lösemili çocuklarla ilgilenen LÖSEV in amacı; lösemili ve kan hastası çocukların, sağlık ve eğitim başta olmak üzere her türlü ihtiyaçlarının sağlanmasına yardımcı olmak, bunun yanı sıra, kalıtsal ve edinsel kan hastalıkları konusunda ulusal düzeyde tedavi, eğitim ve araştırma kurumları kurmak ve işletmek.

Türkiye’de her yıl 1000-1200 yeni lösemili çocuk vakası ortaya çıkıyor. Bu durum bazen dar bütçeli ailelerde ebeveyni lösemili çocuk ile diğer çocuklar arasında seçim yapmaya kadar zorluyor. Bu sebeple LÖSEV’ in gerçekleştirdiği tüm faaliyetlerde, gelir elde etmenin yan sıra, lösemi hastalığını tanıtmayı, lösemili çocukların ve ailelerinin sıkıntılarını topluma aktarmayı ve bu vesileyle toplumu bilinçlendirmek amaçlamakta.

Uygulanan tedavinin olumlu sonuç verebilmesi için çocukların steril ortamda olmaları gerekmekte. Ayrıca tedavinin belli aşamaları tamamen hastane ortamında gerçekleşmekte. Fakat bu uzun süreç, lösemili çocukların okul ortamından ayrı kalmalarına ve eğitimlerinin aksamasına sebep olmakta. Bunun için, çocukların eğitimlerinin yaşıtlarıyla aynı seviyeye ulaşabilmesi için LÖSEV kendi bünyesinde resim, müzik, ingilizce, bilgisayar, drama, kültür-sanat ve Türkçe dersleri vermekte. Bu nedenle LÖSEMiLi ÇOCUKLAR OKULU kurulmuş olup, bugün itibariyle (Okulda 5-6 yaş anasınıfı, 6-12 yaş ilköğretim, 12-18 yaş ortaöğretim olmak üzere 100’ü aşkın öğrenci ders görmekte bu okulda. Çocukların sosyal, kültürel gelişmelerine katkıda bulunmak için tiyatro, sinema, gezi gibi etkinlikler sürdürülmekte.

Çocukların kalemden deftere, okul çantasından önlüğe her türlü ihtiyacı karşılanmakta, ayrıca okula geliş-gidişIeri de LÖSEV tarafından organize edilmekte. Dolayısıyla LÖSEV’de, lösemili çocukların sağlıkla ilgili her türlü ihtiyaçlarına çözüm yaratılmaya çalışılıyor.

Kan ihtiyacı söz konusu olduğunda vakıf, gerek gönüllü üyelere ulaşarak, gerekse kalabalık merkezlerde kan anonsu yaptırarak kan bulunmasını sağlıyor. Zor durumda kalan hastaların ilaçlarını bulmalarına da yardımcı olan LÖSEV, hastaların tedavilerine düzenli devam edebilmeleri için yol paralarını da karşılıyor.
Sonuç olarak ailelere maddi ve manevı destek olan LÖSEV’in, onların psikolojik sorunlarına da eğilmekte olduklarını biliyoruz.

Vakfın diğer bir uğraşısı da hastaların hastanede tedavi gördükleri ortamların iyileştirilmesine, hastane masrafları ve ilaç giderlerinin karşılanmasına yardımcı olmak. Gerektiğinde hastaların yurtiçi ve yurtdışı tetkiklerini de yaptıran LÖSEV, bunun yanı sıra aynı amacı taşıyan ulusal ve uluslararası kuruluşlarla işbirliği yaparak destek sağlamayı amaçlıyor.

Ayrıca LÖSEV, çocukların her türlü kültürel ve sanatsal aktivitelerin içinde yer almaları için çaba göstermekte. Gösterime giren önemli tiyatro gösterilerini ve filmleri kaçırmamaya özen gösteren vakıf, müzelere, hayvanat bahçelerine ve oyun parklarına düzenlenen gezilerin yanı sıra, ülkemizin önemli kültürel zenginliklerinin bir arada görülebileceği şehirlere geziler düzenleyerek çocukların mümkün olan her şeyi yerinde görerek öğrenmelerini sağlıyor. Bizler de yaklaşan kurban bayramın da bağışlarımızı bu kuruma yapabilir. Kendi sağlığımız ve lösemili çocuklara destek için düzenli kan verebilir, küçük bedenlerin solmamasına bir katkıda bulunabiliriz. Lösemi hastası olan çok genç bir arkadaşımın bir yazısının bir bölümünü paylaşmak istiyorum sizlerle:

''İçimde ki savaş...
Yorulduğumu fark ettim, kendimi yaşantımın kenarında, kendi birikintilerini seyreder halde buldum. Kalabalık bir ortam da yalnızlık hissine kapılıyorum. Öğrenciyim, öğreniyorum ama neyi öğreniyorum? Hayat mücadelesini mi? Ayakta durmayı mı ? Onu daha kavrayamadım…Kavramak gibi bir sıkıntım da yok. İnsanları seviyorum; tıpkı bir yerli gibi. Çiçeği, kuşu, böceği, arkadaşlarımı seviyorum da sadece yaşam denilen şu bozuk düzenle biraz zıddız.
23 yaşındayım, Türkleri çok seviyorum, aile kavramına çok değer veriyorum. 3 senedir LÖSEMİ hastasıyım. 17 ay atlattığım bir saçmalıktı, demek ki çok sevmiş benle bir bütün olmayı, tekrar nüksetti. Ölmekten korkmuyorum… Çünkü herkes ölümcül hasta; bunun bilincindeyim. Sağlıklı olmayabilirim ama dirençli biriyim. Benden daha kötü durumda olanlar da var. Tedavisini yaptıramayan ve acı çekenler var. Buna da şahit oldum. Kemoterapi çok acı veriyor. O yüzden bu nükseden illeti, bu sefer ilaçla uyutuyorlar, sersem sersem dolanıyor vücudumda.

Lösemi tedavi edilebilen bir hastalık. Yeter ki sen teslim olma, kendinle savaş. Bu ne ki? Bu bir şey mi? Kendine başka bir şeyler bul. Sanki vücudun kiralanmış, bir süre sonra 0 km olacak gibi düşün. Yeniden doğmak gibi…Ben öyle yapıyorum… Sabrediyorum ve kazanacağım günü bekliyorum bir umutla....”

Ben yazdıkça daha iyi anlıyorum. Siz de okudukça eminim iyi ki LÖSEV var diye aklınızdan geçiriyorsunuzdur...

Yasam

İster mesleki anlamda, ister hobi olarak ‘güzel’ yemek yapmayı öğrenmek için gidebileceğiniz yemek kursları burada!
Lezzetli yemekler yapmak, dünya mutfaklarının altını üstüne getirmek, lezzete olduğu kadar sunuma da önem vermek ve sertifikalı aşçılar olmak için bu 6 kurs arasından bütçenize uygun olanı seçebilirsiniz. İstanbul’un en iyi yemek kursları ve programlarının fiyat aralıkları pudra.com'da...

Mutfak Sanatları Akademisi

Milli Eğitim Bakanlığı’nın onayladığı ilk ve tek özel profesyonel aşçılık okulu olan WMSA, City & Guilds tarafından da akredite edilince öğrencilerine Avrupa’da öğrenim görme ve çalışma imkanı sağlayan tüm kapılar da sonuna kadar açılmış oldu. Whirlpool Mutfak Sanatları Akademisi’nde kurslar profesyonel ve amatör olmak üzere ikiye ayrılıyor. Amatör kurslar 90 – 120 TL arasında değişiyor ve el yapımı makarnalar, İtalyan – Çin – Meksika mutfakları, pizza ve kişler, kekler ve kurabiyeler, etler ve pişirme teknikleri, modern pastalar, sushi gibi programlardan oluşuyor. Profesyonel kurslar ise Uluslar arası Profesyonel Aşçılık Eğitimi, İleri Seviye Eğitimleri, Pasta ve Ekmekçilik gibi programlardan oluşuyor. Bu kursların fiyatları ise 9500 TL ile 8000 EU arasında değişiyor. Bu iki kurs dışında Puro eğitimleri, Şarap degustasyonları ve kurumsal programlar, Illy Uluslararası kahve eğitimi gibi sürprizler var! Ayrıca Yiyecek İçecek Kütüphanesi ve dünyanın dört bir köşesinden getirttikleri tohumlar ve fideler ile yetiştirdikleri meyve, sebze ve yeşilliklerin yer aldığı Kış Bahçesi de var… Şimdilerde Maslak’taki yeni yerine taşınan Mutfak Sanatları Akademisi her geçen gün büyümeye devam ediyor!

Yasam

Var olan güzellik; sağlık ile uyumlu, akılla birleştiği, geride başarılar bıraktığı takdirde kabul ve yarar görür, tehlikesiz hale gelir. Kurnazlık ve ticaret ile sağlanan güzellik, ölüm ile sonuçlanan kötü hikayelere dönüşür.
Ebru Şallı' nın kusma hikâyeleri ile başlayan, anoroksia ile devam edip, sağlıklı yaşam başlangıçları ile noktaladığı güzellik hikâyelerinin, eşinin sahip olduğu para ve imkanları mükemmellik maskelerine dönüştürmesi, sonra da ortalarda demeçler vermesi, İnsanın  akılına, ''kestane çıkmış kabuğunu beğenmemiş'' sözünü getiriyor. Şimdilerde sıfır beden olan model, 1999 da ayva göbeği ile dikat çekiyordu.

Yasam

 

 Twitter da dolaşıyordum..
Gözüm,  Ahmet Haka'nın yazısına takıldı...

''Deniz Seki' yi elde Kuran görünce, aklıma geldi: Bir umre gezisi mi acaba? Bir ihtida hikayesi mi? Yoksa türban mı? Yok, yok.. "oleey" demiş. ..''
Yazmış  Hakan.

Duramadım cevap yazdım kendisine;
''Umre gezileri Sizlere, türban da  Ayşe Arma'na kalınca,
Deniz Seki'ye de, Kuran ve oleyyy..! Kalmış; çıkışının devamı için... ''

Yasam

 

Hayatta durduğunuz noktayı birdenbire sorgulamaya başladıysanız,
Birşeylerin yolunda gitmediğini düsünüyorsanız,
Hafızanız zorlanıyorsa,
Plan yapamıyor ya da planlarınızı gerceklestiremiyorsanız,
Tembelseniz, hatta cok tembelseniz,
Gitmek isteyip bir türlü gidemediginiz yerler, uğramak isteyip bir türlü uğrayamadığınız dostlar varsa,
Çevrenizdekilerle iletisim problemleri yaşıyorsanız,
Kafanız, duygularınız karmakarışıksa
Kafanızdan geçeni söze, yazıya dökemiyorsanız,
Halledilmesi gereken kağıt isleri birdenbire olduğundan karmaşık görünüp yaklaşmak istemiyorsanız,
Boşvermisliğiniz arttıysa,
İç hesaplaşmalarınızla boğuşuyorsanız...
Endişelenmeyin ! Bizden kaynaklanmıyor !
Meğer Merkürün suçuymuş ! 

Yasam

 

 

Uzun bir tatil sonrası eğitim dönemi, geçtiğimiz pazartesi, ilk okul birinci sınıfların oryantasyon programları ile başladı. Geçtiğimiz perşembe ise tüm yurtta öğrenciler için zil çaldı. Bu yıl okul heyecanını yaşayanlar arsında ben de varım pelinsuyla birlikte.İlk gün hiç unutulmaz ve daima hatırlanır.

Yasam

Toplumlarda birlik ve beraberlik, insanlık tarihi boyunca daima çok önemli bir unsur olmuştu. Başarılı olmak ve hakkını korumak için güçlü olmaya ihtiyaç var. İnsan toplulukları hedeflerine ulaşmak ve başarılı olmak için güçlü olmak zorundalar. Birlik ve beraberliğin vazgeçilmez unsurları, kendinin ve ait olduğu toplumun menfaatlerini bilmek, sevmek ve karşılıksız fedakarlık. Farklı kültür mozaiği içersin de aynı bayrak altında bir olmak. Unutmamamız gereken ve sürekli hatırlamamız gereken bana göre, milli birliğimize bağlı dayanışma. Bu dayanışma, daima hatırlanmalı ve unutulmamalı. Kurtuluş Savaşı’nda Türk insanının, Milli birlik ve beraberliğini Atatürk ve milletimizin ortak bir çıkar etrafında toplanması sağlamış. O günlerde, “bağımsızlık”; en öncelikli ve hayati ortak çıkar olarak görülmüştü.

Yasam

Her gün yaptığım gibi ormanı temizlemeye çıkmıştım. Orman benim evim, temiz tutmak da benim görevim. Derken bir kız beliriverdi. Kırmızı başlık ve peleriniyle çok şüpheli bir görünümü vardı. Kimin aklına gelir bu garip kıyafeti giymek. Bir kurnazlık peşindeydi mutlaka. Bir süre dikkatle izledim bu garip kızı. Elinde taşıdığı üzeri örtülü sepette kim bilir ne taşıyordu!.. Yürüyüşü bile normal değildi. Yanına yaklaşıp ne yaptığını sorunca bana büyükannesinin evine gittiğini söyledi ama gel de inan. Yine de bıraktım peşini kendi işime döndüm. Ama aklım o kıza takıldı bir kere... Bir gidip bakayım doğru mu söyledikleri dedim kendi kendime; gerçekten böyle bir büyükanne var mı? Siz olsaydınız gerçekliğini kontrol etmek istemez miydiniz? Orman benim evim. Ben hem ev sahibiyim, hem de diğer orman sakinlerine karşı sorumluyum.

Yasam

Zordur bir kadını anlamak, onu çözmek. Aslında kadın olmak zor başlı başına. Hem şefkatli, hem akıllı olacaksın, hem seksi olacaksın, hem zarif olacaksın, çalışacaksın, üreteceksin, anne olacaksın, işkadını olacaksın, baştan çıkarıcı olacaksın, delirmeyeceksin, güler yüzlü olacaksın sakin olacaksın, pozitif olacaksın... Hepsi birden zor zanaat. Tabii ipek ve dantel iç çamaşırları içinde, topuklu ayakkabılar da ayağındayken de kadın olmak güzel diyorsun kendi kendine kadın olmak zor olunca bir kadını anlamak da sanırım daha da zorlaşıyor… Peki ne ister bir kadın.

Bir kadın olarak yaşadıklarını anlayacak kadar duyarlı, ayağını sağlam basmasını sağlayacak kadar güçlü bir erkek arar. Kadınların ilgi duydukları konular hakkında bilgi edinin. Sık sık onu ne kadar çekici ve güzel bulduğunuzu söyleyin.
Günün herhangi bir saatinde telefonuna gelecek aşk ve özlem mesajları kadınları etkiler. Hızlı yemek yemeyin, yemek yerken sürekli konuşmaya çalışmayın Kadınlar bir erkeğin mutlaka ayakkabısına bakar.Ayakkabı ve kemer uyumu onlar için çok önemlidir.

Yasam

Türk polis teşkilatı ve adli tıp kurumu, Garipoğlu cinayeti söz konusu olduğunda gerek yaptıkları, gerekse yapamadıklarıyla Türkiye de pek çok yargıyı kuvvetlendirdiler.
Cinayet zanlısının bulunamaması, paranın gücünü bir kez daha göz önüne koydu.

Yasam

”0” dan başlarsın yaşama,
  ”1” bakmışsın girivermiş hayatına,
    ”2” de bir özlersin,
      ”3” günlük ayrılık ölüm gibi gelir,
        ”4” gözle beklersin,
          ”5” vakit namazdan daha bağlısındır,
            ”6” üstü insandır halbu ki,
              ”7” kat göklerde hissettirir kendini,
                ”8” köşesindir mutluluktan,
                  ”9” doğurursun beklemekten,
                    ”10”u seversin
                      ”o”nu çoook seversin.

 

Yasam

Çalışan bir anne olmanın zorluklarını hepimiz biliyoruz fakat bu hayata küsmek anlamına gelmiyor. Bazı kolaylıklarla bunun üstesinden geleceğinize eminiz.

Dış görünüşünüzü ihmal etmeyin

Anneliğin ilk yılları bir kadının kendine en az dikkat ettiği dönemdir. Fakat çalışmak niyetindeyseniz, yüzünüzde elma püresi artıklarıyla, saçınız başınız dağılmış bir halde ofise gidemezsiniz. O yüzden işe başlamadan birkaç gün önceyi tamamen kendinize ayırın ve tepeden tırnağa kişisel bakımınızı yaptırın. Unutmayın ki çalışan bir kadın içinde bulunduğu sosyal çevreye göre dış görünüşüne özen göstermeli.

Yasam

Aranızda mutlaka aile bireylerinden birinin, bir komşunuzun yada yakınınızın vefatı sebebi ile evlerde okutulan dua ortamlarına katılanlar olmuştur,belkide olmamıştır.O ortamlarda bulunmamış olanlar için durumu şöyle özetleyebilirim.yada en azından bizim ailede böyle oluyor.Yakınlardan birinin evinde toplanılır,aile büyüklerinden birinin tanıdığı bir hoca mutlaka vardır ve çağrılır.
Ev sahibi dua sonrası ikram etmek için pilav-tavuk,börek vs. hazırlar ,çoğu zaman gelen büyüklerde en iyi yaptıkları şeyden getirirler ama mutlaka evde yapılan helva yada lokma vardır. Zaten işin en güzel tarafıda benim için bu ya neyse..Dua okunur,biter,hemen ikram başlar.Zaten o anın eski siyah beyaz, hızlı çekim filmlerden bir farkı yoktur. Sanki herkez kurulmuş bebek gibi ,iş bölümü yapıp yaklaşık yirmi dakika içinde helvalarda dahil olmak üzere herşeyi ikram eder.Bir saat içinde çekirdek aile yada çok yakınlar dışında genelde kalan olmaz.Sonrası bizbize sohbet,muhabbet...

Şimdi gelelim yazının konusuna,

Yasam

Hayat yolculuğuna başladığımız da aldığımız biletin, başlangıç tarihidir doğum günümüz. Her yıl yola çıktığımız bu noktadan, hiç durmadan yürüyoruz, zaman akıyor, yıllar geçiyor, kah üzüntü, kah sevinç, her geçen gün yaşlanıyoruz. Sırtımız da, oluşturmaya çalıştığımız kaderimizi kuşanarak.

Yasam

 

İnsan davranışları; içinde yaşadığı ve üyesi olduğu grup tarafından etkilenir ve bu grup içinde ki etkileşimlerle şekillenir.Toplum yapısı; ilişkiler, beklentiler  giderek değişiyor. Bedenimiz; beynimiz, yaşam tarzımız bu değişime uyum sağlıyor.

Yasam

Dirty Pretty Things, dağılmadan önce verecekleri son konserin detaylarını anlattı.

Yasam

Güneşe evlenme sözü vermiş kızılderili bir kadın. kabilesini terk ederek, tek başına yaşmaya başlamış. çadırını da hikayesini anlatan semboller dizemiş.

Yasam

evlilik sözleşmesiSon günlerde magazin programlarında sıkça duymaya başladığımız bir konudan evilik sözleşmesinden size bahsedeceğim.

Yasam

Yeşim Salkım köşe istediKanal D'de Esra Ceyhan'ın programına konuk olan Yeşim Salkım, ilginç açıklamalar yaptı.

Salkım, gazetecilerle yaşadığı bir takım tartışmalara atıfta bulunarak "'Ben elalem ne der'i bıraktım, bu gazetelerde yazanlar benim umrumda değil. Ben pabucumun köşe yazarı demiş kadınım.

Yasam

Alanya belediye meclisi'nde turistlerin sokağa bikinili çıkmasına yasak getirilmesi önerildi

Alanya Belediye Meclis Üyesi Hilmi Arıkan, turistlerin sokak ve alışveriş merkezlerinde mayo ve bikiniyle dolaşmasının yasaklanmasını istedi.

Yasam

Oscar ödüllü 'amerikan güzeli' filmiyle sinema dünyasına bomba gibi düşen Mena Suvari, yeni rolüyle 'masum güzel’ imajını yıkıyor.

Yasam

lostYayınlanmaya başladığı andan itibaren gösterildiği bütün ülkelerde büyük bir merak ve ilgi uyandıran LOST dizisi hakkında sayısız teoriler geliştirildi.
Dizinin senarist ve yapımcıları bu kadar çok spekülasyona yol açacaklarını herhalde düşünmemişlerdi. USA Today gazetesi ise, Lost dizisi hakkında izleyicilerin geliştirdiği bazı teorilere sütunlarında yer verdi.

Yasam

David DuchovnyX Files'ın başrol oyuncusu David Duchovny, seks bağımlılığı tedavisi görmek için rehabilitasyon merkezine yattı.

48 yaşındaki ödüllü oyuncu David Duchovny, evli ve iki çocuk sahibi. X Files'la birlikte çok büyük bir üne kavuşan aktörün daha önce adı seks hizmeti veren otellerle anılmıştı.

Yasam

Kate Garraway Buza Emzirdiİngiliz GMTV kanalında yayınlanacak olan süt annelerle ilgili bir belgeseli televizyon programcısı Kate Garraway ilginç bir şekilde tanıttı. Tanıtımda Garraway yavru bir buzağayı emzirirken poz verdi.

Yasam

SEV-İŞHayat kadınları grev ve toplu sözleşme hakkı için harekete geçti. Kırmızı şemsiye hareketi sendikalaşıyor. adıda çok manalı SEV-İŞ.