Dünyada ve ülkemizde öğretildiği ve uygulandığı şekilde modern tıp insanı sadece fiziksel beden olarak değerlendirmekte ve çoğunlukla bilinci göz ardı etmektedir. Göz kamaştıran teknolojisiyle ve 50,000 den fazla tanımlanmış hastalık adıyla modern tıp ne yazık ki insanları edilgen yapmış ve hasta herşeyi doktordan bekler hale gelmistir. Doktorlar ise gittikçe ileri uzmanlık dallarına yönelerek daha dar alanlarda daha derin bilgi sahibi olmaya odaklanırken, büyük resmi göremez olmuşlardır. Modern tıbbın bundan sonra gelişebilmesi için insanı bir bütün olarak bilinci ve ruhuyla birlikte ele alması ve hastayla iletişim şeklini radikal bir şekilde değiştirerek hastaya sağlığına sahip çıkma gücünü geri vermesi gerekmektedir. Çünkü gerçek güç insanın hücresindeki bilinçtedir ve sadece dışarıdan koyulan suyla değirmen dönmekte zorlanmaktadır. Bilinç sadece beyinde değil tüm vücuttadır. Düşünceler duygulara, duygular ise beynimizde o duygulara ait nöropeptitlerin salınmasına yol açarlar. Nöropeptidler duyguların bedendeki biyokimyasal karşılığı olarak beyindeki sinir uçlarından salgılanırlar ve hücrelerin yüzeylerinde bulunan reseptörlerce hücre içine çekilerek kullanılırlar. Nöropeptidlerin keşfedilmeye başlanmasıyla zihin ile beden arasındaki ilişki bilimsel olarak da anlaşılmaya baslanmıştır. Nöropeptidler sadece beyinde değil, ciltte, bağışıklık sisteminde, kaslarda, salgı bezlerinde ve tüm organlarda bulunurlar. Bu da demek ki biz üzgün olduğumuzda aslında beyin hücrelerimiz, cildimiz, elimiz, midemiz ve bağışıklık sistemimiz de üzgün oluyor! Olumsuz düşüncelerin yol açtığı olumsuz duygular baskılayıcı salgıları nedeniyle bağışıklık sistemimizi etkileyerek hastalıklara kapı açarken, olumlu düşüncelerin olusturduğu olumlu duygular ise pırıl pırıl nöropeptidler şeklinde hücrelerimizi sarmalıyorlar ve sağlıklı olma halini destekliyorlar. Nöropeptidlerin genetik kodun da üstünde olduğu düşünülüyor. Yani olumlu düşünen insanlarda genetik bozuklukların görülme şansı azalıyor. Bu da neden bazı genetik kökenli hastalıkların bazı insanlarda ortaya çıkıp bazılarında çıkmadığını açıklıyor. Örneğin her meme kanseri geni taşıyan kadında meme kanseri görülmemesi gibi.
Beynimizi doğru kullanarak sağlıklı yaşamak kendi gücümüz dahilindedir, yani etki alanımıza girer. Her insanın bir ilgi alanı ve bu alanın içinde bir etki alanı vardır. Eğer Bill Gates veya Barack Obama iseniz, etki alanınız ilgi alanınızdan büyük olabilir. Yaşadığımız ortamda algıladığımız konular ilgi alanımızı oluşturur ve bunların içinden ancak bir kısmına etki etmemiz olasıdır . Örneğin ülkemizin politikası ve küresel ekonomik durum çoğumuzun ilgi alanında olmasına karşın eğer aktif politikanın içinde değilsek seçim zamanı dışında pek azımızın etki alanındadır. Etki ve ilgi alanlarımızı genişletip daraltmak da her zaman elimizdedir
Aslında insan nörofizyolojik olarak olumlu düşünmeye ve hissetmeye programlanmıştır. Gülümseyen bir yüz beyin tarafından öncelikli olarak algılanır. Yani kızgın ifade, üzgün ifade ve gülümseyen ifade ile yarışmaya girdiği anda kazanan ve karşıdaki tarafından öncelikle algılanan mutlu ifadedir ve buna ‘Mutlu yüz avantajı’ denir. Diğer bir ilginç özellik de ayna nöronlarla ilgilidir. Beyinde premotor kortekste bulunan ’ayna nöronlar’ hareket ve konuşma merkezleriyle yakın komşuluk içindedirler ve karşımızdakilerin hareketlerini kopyalamamızı sağlarlar. Esneyince esneme gibi. fMRI incelemelerinde görüldüğü üzere, karşımızdakinin yaptığı bir hareketi seyrettiğimiz zaman aktive olan beyin bölgesi aslında o hareketten sorumlu olan beyin bölgesidir yani zihinsel prova yapmak ile (imgeleme gibi) hareketin kendisini yapmaktan sorumlu olan bölge aynıdır. Ayna nöronlar aynı zamanda karşımızdakinin niyetini okumak, gözlenen bir davranışın yol açacağı sosyal sonuçları kestirmek ve duyguları okumakla da görevlidirler. Ayna nöronlar duyguların bulaşıcı olmasına yol açarlar ve böylece karşımızdakilerin duygularını algılayabiliriz. Karşımızdakiler de bizim duygularımızı algılayabilirler. Yine beyin araştırmaları göstermiştir ki merhamet de aslında beynin ana programlarından biridir. Sıkıntı çeken birini gördüğümüzde beynimizde devreye giren sistemler empati yoluyla diğer kişinin duygularını kendimizin gibi deneyimlememizi ve hareket merkezine komşuluğu nedeniyle de harekete geçmemizi teşvik ederler. Ağlayan bebeği kollarımıza almak gibi. Karşımızdakine merhamet ettiğimizde empati nedeniyle deneyimlediğimiz sıkıntıyı da geçirmiş oluyoruz. Demek ki olumlu düşünceler ve duygular beslemek sadece kendi sağlığımız için değil toplum sağlığı için de önemli. Zihni dinlendiren nefes alıştırmaları, meditasyon, yoga gibi teknikler, doğayla daha iç içe olmak, müzik dinlemek, hobiler, gülmek, kendimizi çok ciddiye almamak olumlu düşünceyi destekleyen araçlardır. Hastalıkların esas sebebi bilinç altına yerleşmiş olumsuz kalıplardır ve zihnimizdeki susmak bilmeyen yorumlar olarak ortaya çıkarlar. Sen zaten şöylesin, ben zaten hep … gibi. Bilinç altını olumlu afirmasyonlarla, hipnozla, NLP ile düzeltilmedikce, fiziksel bozuklukların sağaltılması tek başına kalıcı bir sağlık hali sağlayamamaktadır. Modern tıbbın ulaşabildiği alan buzulun suyun üstündeki kısmıdır, bilinç altı ise buzulun suya batmiş kısmıdır. Dr. David Hawkings’in bilinç ölçeği haritalamasına göre (Power vs Force) 1 den 1000 e kadar bir ölçek üstünde, dünya nüfusunun %85’inin bilinç seviyesi 200’ün altında bulunmaktadır. %85 dünya nüfusu bu seviyenin altında görülen utanç, suçluluk, kahır, çaresizlik, suçluluk, pişmanlık, endişe, nefret, öfke, ihtiras, küçümseme, gurur gibi duygular beslemektedirler. 200 bilinç seviyesinden yukarıya doğru başlayan aydınlanma sürecinde ise onaylama, cesaret, güven, iyimserlik, bağışlama, anlayış, sevgi, dinginlik, bahtiyarlık gibi duygular bulunmaktadır. Dr. David Hawkings’in saptamasına göre dünyada barışın sağlanabilmesi için bilinç düzeyinin 400’e çıkması gerekmektedir ve mantık düzeyi adını verdiği bu düzeyde yaşama anlamlı bir bakış açısı ile anlayış egemendir. İnsanlar için olduğu gibi toplumlar için de değişim içeriden dışarıya doğru gerçekleşir ve insan değişmedikçe toplum değişmez. Değişimin formülüne dayanarak diyebiliriz ki ( DD < T x V x İA) değişime direnç, (tatminsizlik x vizyon x ilk adımlar)dan küçük olduğunda değişim oluşabilir. Genellikle tatminsizlik bolca ifade edilir ama olmasını arzulanan durum tam olarak ifade edilmez. Vizyonun içeriği arzulanan durumu tanımlamalıdır, yani pozitif ifade edilmelidir. İlk adımlar tanımlandığında da değişim projesi yavaş yavaş başlamış olur. Doğal olan mutlu ve sağlıklı olmaktır. Mutlu ve sağlıklı yaşamak için “muhtaç olduğumuz kudret” ise asil hücrelerimizde mevcuttur.
Beynimizi doğru kullanarak sağlıklı yaşamak kendi gücümüz dahilindedir, yani etki alanımıza girer. Her insanın bir ilgi alanı ve bu alanın içinde bir etki alanı vardır. Eğer Bill Gates veya Barack Obama iseniz, etki alanınız ilgi alanınızdan büyük olabilir. Yaşadığımız ortamda algıladığımız konular ilgi alanımızı oluşturur ve bunların içinden ancak bir kısmına etki etmemiz olasıdır . Örneğin ülkemizin politikası ve küresel ekonomik durum çoğumuzun ilgi alanında olmasına karşın eğer aktif politikanın içinde değilsek seçim zamanı dışında pek azımızın etki alanındadır. Etki ve ilgi alanlarımızı genişletip daraltmak da her zaman elimizdedir
Aslında insan nörofizyolojik olarak olumlu düşünmeye ve hissetmeye programlanmıştır. Gülümseyen bir yüz beyin tarafından öncelikli olarak algılanır. Yani kızgın ifade, üzgün ifade ve gülümseyen ifade ile yarışmaya girdiği anda kazanan ve karşıdaki tarafından öncelikle algılanan mutlu ifadedir ve buna ‘Mutlu yüz avantajı’ denir. Diğer bir ilginç özellik de ayna nöronlarla ilgilidir. Beyinde premotor kortekste bulunan ’ayna nöronlar’ hareket ve konuşma merkezleriyle yakın komşuluk içindedirler ve karşımızdakilerin hareketlerini kopyalamamızı sağlarlar. Esneyince esneme gibi. fMRI incelemelerinde görüldüğü üzere, karşımızdakinin yaptığı bir hareketi seyrettiğimiz zaman aktive olan beyin bölgesi aslında o hareketten sorumlu olan beyin bölgesidir yani zihinsel prova yapmak ile (imgeleme gibi) hareketin kendisini yapmaktan sorumlu olan bölge aynıdır. Ayna nöronlar aynı zamanda karşımızdakinin niyetini okumak, gözlenen bir davranışın yol açacağı sosyal sonuçları kestirmek ve duyguları okumakla da görevlidirler. Ayna nöronlar duyguların bulaşıcı olmasına yol açarlar ve böylece karşımızdakilerin duygularını algılayabiliriz. Karşımızdakiler de bizim duygularımızı algılayabilirler. Yine beyin araştırmaları göstermiştir ki merhamet de aslında beynin ana programlarından biridir. Sıkıntı çeken birini gördüğümüzde beynimizde devreye giren sistemler empati yoluyla diğer kişinin duygularını kendimizin gibi deneyimlememizi ve hareket merkezine komşuluğu nedeniyle de harekete geçmemizi teşvik ederler. Ağlayan bebeği kollarımıza almak gibi. Karşımızdakine merhamet ettiğimizde empati nedeniyle deneyimlediğimiz sıkıntıyı da geçirmiş oluyoruz. Demek ki olumlu düşünceler ve duygular beslemek sadece kendi sağlığımız için değil toplum sağlığı için de önemli. Zihni dinlendiren nefes alıştırmaları, meditasyon, yoga gibi teknikler, doğayla daha iç içe olmak, müzik dinlemek, hobiler, gülmek, kendimizi çok ciddiye almamak olumlu düşünceyi destekleyen araçlardır. Hastalıkların esas sebebi bilinç altına yerleşmiş olumsuz kalıplardır ve zihnimizdeki susmak bilmeyen yorumlar olarak ortaya çıkarlar. Sen zaten şöylesin, ben zaten hep … gibi. Bilinç altını olumlu afirmasyonlarla, hipnozla, NLP ile düzeltilmedikce, fiziksel bozuklukların sağaltılması tek başına kalıcı bir sağlık hali sağlayamamaktadır. Modern tıbbın ulaşabildiği alan buzulun suyun üstündeki kısmıdır, bilinç altı ise buzulun suya batmiş kısmıdır. Dr. David Hawkings’in bilinç ölçeği haritalamasına göre (Power vs Force) 1 den 1000 e kadar bir ölçek üstünde, dünya nüfusunun %85’inin bilinç seviyesi 200’ün altında bulunmaktadır. %85 dünya nüfusu bu seviyenin altında görülen utanç, suçluluk, kahır, çaresizlik, suçluluk, pişmanlık, endişe, nefret, öfke, ihtiras, küçümseme, gurur gibi duygular beslemektedirler. 200 bilinç seviyesinden yukarıya doğru başlayan aydınlanma sürecinde ise onaylama, cesaret, güven, iyimserlik, bağışlama, anlayış, sevgi, dinginlik, bahtiyarlık gibi duygular bulunmaktadır. Dr. David Hawkings’in saptamasına göre dünyada barışın sağlanabilmesi için bilinç düzeyinin 400’e çıkması gerekmektedir ve mantık düzeyi adını verdiği bu düzeyde yaşama anlamlı bir bakış açısı ile anlayış egemendir. İnsanlar için olduğu gibi toplumlar için de değişim içeriden dışarıya doğru gerçekleşir ve insan değişmedikçe toplum değişmez. Değişimin formülüne dayanarak diyebiliriz ki ( DD < T x V x İA) değişime direnç, (tatminsizlik x vizyon x ilk adımlar)dan küçük olduğunda değişim oluşabilir. Genellikle tatminsizlik bolca ifade edilir ama olmasını arzulanan durum tam olarak ifade edilmez. Vizyonun içeriği arzulanan durumu tanımlamalıdır, yani pozitif ifade edilmelidir. İlk adımlar tanımlandığında da değişim projesi yavaş yavaş başlamış olur. Doğal olan mutlu ve sağlıklı olmaktır. Mutlu ve sağlıklı yaşamak için “muhtaç olduğumuz kudret” ise asil hücrelerimizde mevcuttur.
| < Önceki | Sonraki > |
|---|

