Hukuk devletinde güvende olmak

Türk polis teşkilatı ve adli tıp kurumu, Garipoğlu cinayeti söz konusu olduğunda gerek yaptıkları, gerekse yapamadıklarıyla Türkiye de pek çok yargıyı kuvvetlendirdiler.
Cinayet zanlısının bulunamaması, paranın gücünü bir kez daha göz önüne koydu.

Birinci kuşağın kazandığı parayla; kendilerine  vasıfsız kimlikler oluşturan, varlıklı gençler arasında ''param var, insanda öldürür basar parayı kaçarım. Aransam da ne olur.? Bir süre sonra zaman aşımından yırtarım.'' Düşüncesini oluşturtmuş olabilir mi acaba? Düşünmesi bile kötü ve insanın kanını donduruyor. Ama ne yazık ki bu katil yakalanıp adalete teslim edilemedikçe böyle bir düşüncenin oluşmaması içinde hiçbir sebep yok di mi…?

'' katil zanlısı Cem Garipoğlu’nun ailesi ve yakınlarının uluslararası alandaki para trafiğini inceliyor. Garipoğlu ailesinin ve yakınlarının yurtdışına gönderdiği para miktarı, alıcının kimliği, mesleği ve parayı alma sebebi incelenerek cinayetle bağlantısı araştırılıyor. Böylece, şimdiye kadar teknik takip altında tutulan Garipoğlu ailesinin para trafiği de izlemeye alındı.''

Yapılan bu tarz haberlerin de param varsa gücüm var, mantığını model oluşturmasında etkisini daha da desteklemesine sebep oldu.
İnsan davranışları, yaşadığı ve üyesi olduğu grup tarafından etkilenir ve bu grup içinde ki etkileşimlerle şekillenir. Burada polis teşkilatının görevi olayı çözmek katili yakalamak.

Basit bir prosedür gibi gözükmekteyse de, aslında bu, hukuk devletinin ana temellerinden birini oluşturuyor. O temelin açılımını yapmak gerekirse de, güçlünün zayıfı ezememesi, ezse bile bunun yanına kar kalmayacağı gibi basit ve net bir adalet hissiyatı.Hukuk devleti rüştünü, var olduğu toplum içinde bu hissiyatı oluşturarak ispatlayamazsa başka nasıl ispatlayabilir ki. Hukuk devleti bunu ispat ederken Bize düşen görev ise doğru mesajları gençlerimize yansıtmak ve hayatta en önemli şeyin sevgi olduğunu anlatmak en azından bunun için caba sarf etmek başka canların yanmaması adına…